26 Şubat 2014 Çarşamba

Afife Jale'nin Hayatına Dair...

İlk Müslüman Türk kadın tiyatro oyuncusu Afife Jale‘nin hayatını konu alan “Afife” balesi, 14 yıl aradan sonra yeniden izleyici ile buluştu. Aynı zamanda bir dans drama olan ve çağdaş Türk bale repertuvarında özel bir yere sahip eser, Afife Jale’nin hayatındaki altın, kırmızı, mor ve Gümüş olarak tanımlanan dört ayrı dramatik dönemi, 25 kişilik bir ensemble, hareketli ve lirik danslar ile canlandırdı.



Daha önce Afife Jale'nin hayatıyla ilgili yazıları okuduysanız, Müslüman Türk kadınlara sahne yasağı olan bir dönemde tiyatrocu olmaya çalışmasının, onu maddi ve manevi bir çok sıkıntıya soktuğunu görmüşsünüzdür. Temsilin librettosunu yapan Beyhan Murphy bu zor hayatı 4 farklı dönemde anlatmış. Altın dönemi, genç yaşında tiyatroya ilgisinin başladığı ve Dar’ül Bedayi’de sahne arkasında çalıştığı dönem. Bu dönemde hayatındaki en önemli erkek, tiyatro sevgisi konusunda onu destekleyen kuzeni Ziya. 1919 yılında, başrol oyuncusunun Paris’e gitmesinden dolayı Hüseyin Suat’ın "Yamalar" oyununda başrole çıkmasının teklif edilmesi, hayatının ikinci dönemine girmesine neden oluyor. Kırmızı dönemde yasağa rağmen, tiyatro baskınlarında arkadaşları tarafından kaçırılarak sahneye çıkmaya devam ediyor. Bu dönemde baskınları yaptıran Dahiliye Nazırı Mehmet Ali bey, Afife’nin hayatında önemli bir rol oynuyor. Ve sonunda bir gün, Afife’yi yakalatıp, karakola getirtiyor.











Mor döneminde babası tarafından evden kovulan Afife, annesiyle birlikte daha sade bir evde yaşamaya başlıyor. Şiddetli baş ağrıları nedeniyle onu morfine alıştıran doktor Suat bu döneminde hayatına giriyor. Müslüman kadınların sahne yasağının bildiriyle daha da ciddileşmesi sonuncunda tiyatrodaki işini kaybediyor ve tek çare olarak morfine başvuruyor. Atatürk’ün emriyle yasağın kaldırılması sonucunda sahneye çıkıyor ama bu seferde morfin bağımlılığı nedeniyle tiyatroyu bırakmak zorunda kalıyor.  Gümüş döneminde ise, Selahattin Pınar ile evliliği konu ediliyor. Önceleri Pınar’a duyduğu büyük aşk sayesinde mutluluğu yakalamış olduğu halde, bir süre sonra hem Selahattin Pınar’ın ailesinin kendisini kabul etmemesi hem de tiyatrodan uzak kalmış olmasının verdiği mutsuzluk tekrar morfine başlamasına neden oluyor. Hayatı akıl hastanesinde ve genç yaşta son buluyor.











Açıkçası bileti alırken Afife'nin bu kadar başarılı bir performans olacağını düşünmemiştim! Gerek müzikler, gerek Bahar Korçan'ın tasarladığı kostümler, gerekse balerin ve baletlerin performans süperdi. Özellikle finalde, dört dönemin Afife’lerinin ve akıl hastanesindeki Afife’nin bir araya gelmesi oldukça etkileyiciydi. İstanbul Devlet Opera ve Balesi eserleri dönem dönem değiştirerek oynuyor. Sezon kapanmadan denk gelirseniz kesinlikle kaçırmayın derim. Sizlere bir notum; Süreyya Operası'nda balkondan bilet alırken dikkat etmeniz yönünde.Yan balkonlardan bilet alırken iki kere düşünün, insan boyun fıtığı olma tehlikesiyle burun buruna geliyor :) Herkese iyi seyirler...

22 Şubat 2014 Cumartesi

Ali Poyrazoğlu ile Fark Yaratmak Üzerine

Bumerang'a üye olduğumdan beri en sevdiğim etkinlik "Deneyim Günleri". Workshop tarzında yapılan etkinlikler aracılığıyla mekanlar tanındı, yazarlarla tanışıldı, yemekler tadıldı vb. Bu ayın etkinliğinin Ali Poyrazoğlu ile fark yaratmak üzerine bir workshop olduğunu duyunca büyük bir heyecanla hemen başvurumu yaptım ve sonuçların açıklandığı günü bekledim. Veee ben de seçilen 20 blogger'dan biri olmanın verdiği heyecanla Borusan Oto Dolmabahçe Sahnesi'nde yapılacak etkinlik zamanını beklemeye başladım. Etkinlik gününden önce Bumerang tarafından aranıp üzerinizde spor kıyafetler olsun, hareketli bir çalışma olacak dediklerinde Ali Poyrazoğlu acaba bu kez bizler için nasıl bir "fark yarattı" diye düşünmeden edemedim! :)



Etkinliğe sahnede kocaman bir alan açarak, yoga hareketleriyle başladık. Doğru nefes almanın önemini, kalbimizin ritmini; daha doğrusu vücudumuzun ritmine kulak verebilmeyi denedik (ki bazı hareketlerde çok da başarılı olduğumuzu söyleyemeyeceğim:)) hareketler gittikçe zorlaştı ve aslında ne kadar konsantre olabildiğimizi; konsantre olmanın güçlüğünü gördük! "İşte, okulda, kısacası günlük hayatımızda kafamız o kadar dolu ki en ufak şeyleri bile aklımızda tutamaz olduk; konsantrasyonumuz iyice bozuldu" diye düşünürken bir diğer etkinlik olan bir bütünü anlatma oyununa geçtik. İş dünyasına sık sık eğitim veren Ali Poyrazoğlu'nun buradaki asıl amacı ekipten takım çalışması yaratabilmekti.


Bu oyunda yapmamız gereken bir yerin içindeki eşyaları art arda sıralayarak o yeri betimlemekti. Ancak birbirini yeni tanıyan insanlar olduğumuz için belki, çok da başarılı olamadık :) Sonrasında yine beş kişi hikayeler anlatmaya çalıştık ama Ali Poyrazoğlu'nun hikayesini herkes gözünde canlandırırken bizimkiler yine birbirini tamamlamadı...Nitekim ekip olmanın zor iş olduğunu, zihnimizi daha "farklı" kullanmamız gerektiğini yaşayarak gördük. Tam da burada “Mnemonic” düşünce ile tanıştık. “Mnemonic, hafızaya yardımcı bir öğrenme tekniği. Bir takım hatırlatıcılarla bilgilerin hafızadan daha kolay çağrılabiliyor. Örneğin Ali Poyrazoğlu bu düşünce sayesinde istediği ana geri dönebildiğini ve o ana dair birçok şeyi hatırladığını söyledi bizlere. En kısa zamanda öğrenmek gerekiyor, benden söylemesi ;)



İlk etaptaki oyunlar ile öğrenme kısmı bitince konunun biraz daha derinine indik ve taa küçüklüğümüzden beri toplumun bireyi "yapma, etme" diyerek nasıl körelttiği; sonrasında yaş ilerledikçe, çalışma hayatına gelen bireyden "farklılaşması" beklendiğinden bahsettik ve bu noktada Ali Poyrazoğlu'ndan ipuçları geldi. Ali Bey yetenekten ziyade çalışmaya daha çok inandığını söylüyor. Kişi doğuştan yeteneklidir diye bir şey yok; çalışarak ve çalıştıkça kendini aşarak fark yaratır; hep kendisiyle yarış içinde olmalıdır diyor.

Bunun dışında  hayal dünyamızı genişletmek için belki çok klişe görünen kitap okumanın ve hatta bu kitapları yeniden, kendi yorumumuzla, farklı bir gözle yazmanın bizi nasıl geliştireceğinden bahsetti. Tüm bu çalışmaların faydalı olabilmesi için; enerjinin doğru yere kanalize olabilmesi için hedefin önemini vurguladı.

Son olarak gecenin belki de en vurucu lafı; "Bugünün farklılıklarının yarının standartları" olduğuydu! Teknoloji çağında olduğumuz şu günlerde her şey hızla değişiyor. Tüm bunlar olurken ayakta kalabilenler bu değişime ayak uydurabilen kişiler olacak. Bu yüzden hep söylendiği gibi değişimin önünde durmak değil, yanında olmak; trendleri takip etmek ve hatta önünde olmak gerekiyor.



Ali Poyrazoğlu'nun deneyimlerinden faydalanıp kendimize pay çıkardık ve bir sürü düşünceyle evlerimize döndük. Bumerang'a bu verimli etkinlik için çok teşekkür ederken Borusan Oto Dolmabahçe Sahne'nin misafirperverliğini de unutmamak gerekiyor. Otomobillerin bulunduğu showroom'da sanat için böyle bir yer ayırmaları takdire şayan. Umarım önümüzdeki dönem bir çok oyun burada sahnelenir :) Ali Poyrazoğlu olur da eğitim amacıyla sizin şirketlere de gelirse bu dolu dolu tecrübeleri ve hikayeleri kaçırmayın derim ;) Herkese hayatında "Fark yarattığı" günlerle yeni bir dönem diliyorum...

20 Şubat 2014 Perşembe

LINE İLE KORKUSUZCA KONUŞUN

LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor!

Yoğun iş temposu, şehirleşme ve hızlanan yaşam bizleri dijital dünyada sosyalleşmeye yöneltiyor. Bu alanda bilindik sosyal medya kanallarının yanı sıra ücretsiz mesajlaşma, ücretsiz sesli ve görüntülü arama gibi birçok hizmeti bir arada sunan mobil mesajlaşma platformları da öne çıkıyor. Aile bireylerinden arkadaşlara kadar hayatımızdaki herkesle her an paylaşımda bulunduğumuz bu platformlarda kullanıcıların dikkat ettiği en önemli özelliklerden biri de güvenlik sistemleri. Bu anlamda rakiplerinden ayrılan LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor. LINE’ın iç denetim yönetimi alanında üç uluslararası sertifikaya (SOC2, SOC3 ve SysTrust) sahip olan ilk mobil mesajlaşma uygulaması olması da güvenlik standartlarına verdikleri önemin bir kanıtı niteliğinde.

Telefon Numaranızı Gizli Tutun

LINE’da kendinize özel bir ID belirleyerek telefon numaranızı kimselere vermeden iletişim kurabilirsiniz. Sizi LINE ID’nizi kullanarak ekleyen kişiler telefon numaranızı göremezler. LINE ID’nizi belirlemek için Diğer/Daha Fazlası > Ayarlar > Profil menüsünü kullanabilirsiniz.

Telefon numaranıza sahip kişilerin LINE arkadaşları listesine otomatik olarak eklenmek istemiyorsanız “Başkalarının Eklemesine İzin Ver” seçeneğini kapatabilirsiniz. Böylece sizi sadece LINE ID’nizi paylaştığınız kişiler ekleyebilir.


Tanımadığınız Kişilerin Sizi Rahatsız Etmesine Engel Olun

Anlık mesajlaşma uygulamaları kullananların korkulu rüyalarından birisi de yanlışlıkla alakasız bir mesajlaşma grubuna eklenmektir. LINE’da tanımadığınız kişilerin bulunduğu bir grup sohbetine davet edildiğinizde grupta bulunan kişiler telefon numaranızı göremiyor.

Tanımadığınız bir kişi size mesaj attığında LINE otomatik olarak  “Ekle”, “Engelle” ve “Şikâyet et” seçeneklerini sunuyor. Eğer size mesaj gönderen kişiyi tanımıyorsanız kolayca engelleyebiliyorsunuz.


Telefonunuz Yanınızda Olmasa Da Mesajlarınızı Koruyun

Yazışmalarınızı meraklı gözlerden korumak için LINE’a şifre koyabiliyorsunuz. Diğer/Daha fazlası > Ayarlar > Gizlilik ayarlarından “Şifre Kilidi”ni kullanarak LINE’ın her açılışta şifre sormasını sağlayabiliyorsunuz.


Ayrıca “Sohbet Odası Ayarları”ndan tüm sohbet geçmişinizi ve sohbetler içerisinde paylaştığınız tüm dosyaları tamamen silebiliyorsunuz.

Bir arkadaşınız LINE’dan size mesaj yazdığında bildirimin ekranda mesaj okunacak şekilde belirip belirmemesi ile ilgili ayarlarınızı da istediğiniz gibi düzenleyebiliyorsunuz. Bildirim ayarlarında yer alan “Önizleme göster” seçeneğini kapattığınızda, yeni bir mesaj geldiğinde ekranda gelen mesaj yerine “Bir mesajınız var!” yazısı görünüyor.


Paylaşımlarınızı Gizleyin

LINE’ı rakiplerinden ayıran bir diğer özelliği de ileti, fotoğraf, video, bağlantı gibi paylaşımların yapılabildiği, sosyal medya yapısına sahip Timeline ve Home özellikleri. LINE’daki Timeline ve Home hareketlerinizi yalnızca arkadaşlarınız görebiliyor. Ancak burada da iletilerinizin kimler tarafından görüntülenebileceğini belirleyebiliyorsunuz.

Timeline’ınızda paylaşmak istediğiniz iletinizi hazırlarken alt menünün en sağında bulunan “Kişiler” sembolüne tıklayarak iletinizin gizlilik ayarlarını yapabilirsiniz.


Nerede, Ne Zaman İsterseniz Güvenle Konuşun, Mesajlaşın!

LINE'ı tüm akıllı telefonlarda (iPhone, Android, Windows Phone, Blackberry, Nokia), tabletlerde ve hatta bilgisayarınızda bile kullanabilirsiniz.

Kullandığınız cihaza uygun LINE indirmek için: http://line.me/tr/download
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->

14 Şubat 2014 Cuma

Aşk'a 103 Adım

Çemberimde Gül Oya Dizisi'nden bu yana takip ettiğim Özge Özberk'in yeni tiyatro oyununu uzun zamandır izlemek istiyordum. Anadolu Yakası'nda oynandığını duyunca hemen biletlerimizi aldık. Aşka 103 Adım yeni evli bir çiftin, Cihangir'de bir çatı katındaki küçücük evlerinde daha ilk haftadan zedelenen evliliğine ayna tutuyor.



Büyük bir aşkla evlenen bir ressam ile avukatın, daha ilk haftadan uçuruma sürüklenen evliliğini Cihangir'deki tek göz oda, iyi niyetiyle sürekli boy gösteren bir kayın valide, soğuk kış gününe rağmen çatıdan sızan rüzgar ve kendi evine giremediği için aşkın ortasından geçen bir komşu, ekonomik sıkıntılar ve kültürel çatışmalarla içinden çıkılmaz hale gelen ilişkisine hem doyasıya gülecek, hem de o eve gidip düzeltebilmek için koltuğunuzdan kalkmak isteyeceksiniz.











Evlilikle sevgili olmanın aslında ne kadar farklı olduğunu da gösteren oyunda özellikle Suna Keskin'in oyunculuğuna şapka çıkarmak gerekir; gülmekten yerlere yatabilirsiniz :) Konusunu kısaca anlatacak olursam; yeni evli çiftin, Cihangir'de yer alan, 103 basamak çıkılarak gidilen; asansörü olmayan bir apartmanda  küçücük eve dünyanın kirasını vermesi üzerine çıkan tartışmalar ve bu eksende Özge Özberk'in sürekli gelen annesi de tuzu biberi. Avukat olan damadın hem kaynanasına sinirlenmesi; hem ısınmayan evde sesi kısıldığı için kaçırdığı dava; bu da yetmezmiş gibi en üst kat olan evlerinin daha da üstünde, yani çatıda yaşayan yaşlı bir adam! Varın eğlenceyi ve karmaşayı siz düşün :)











Aşk'a 103 adım sıcacık, eğlenceli bir komedi oyunu olmuş, oyunculuk performansları da oldukça iyi. Vaktiniz olduğunda, canınız sıkılıp eğlenmek istediğinizde izleyin, pişman olmayacaksınız ;) Herkese şimdiden iyi seyirler...

13 Şubat 2014 Perşembe

PUMA Presents: Heads or Tails Festivali

Türkiye Bboy Topluluğu tarafından PUMA ana sponsorluğunda 16 Şubat’ta bu yıl ikincisi düzenlenen hiphop festivali Hodja Pasha Kültür Merkezinde gerçekleşti. Festival dahilinde dörtlü gruplar ve teke tek break dans yarışması yapılacak ve kazananlar, Nisan ayında Yunanistan’da düzenlecek  uluslararası “Blaze Master Jam” ve “Battle Of The Year Balkans” yarışmalarında ülkemizi temsil edecek.



Rap müzik sanatçısı Kamufle konseri, Hall Of Fame Şehir Sanatları Akademisinden Gölge’nin graffiti sergisi ve Dj Iron Fist, Dj Mark One, Hip Hop Life’tan Dj Hırs’ın performansları ile gerçekleşecek festivale, yarışma için sayıları 100’ü geçen breakdansçı kayıtlarını haftalar öncesinden yaptırdı.

Etkinlik Tarihi: 16 Şubat 2014 Pazar
Saat: 13.00
Etkinlik Yeri: Hodja Pasha Kültür Merkezi - Sirkeci

9 Şubat 2014 Pazar

Gurmebüs ile Lezzete Yolculuk 3

Sirkeci Rotası

Gurmebüs'ü ilk başladığından bu yana takip ediyorum ve programım uyduğunca farklı rotalara katılmaya çalışıyorum. Bu ay Sirkeci rotası olduğunu öğrendiğimde büyük bir iştahla katılmaya karar verdim :) Sirkeci rotasındaki lezzet duraklarımız sırasıyla Virginia Angus, Malatya Pazarı, Hacı Bekir Lokumcusu, Çiğköfteci Ali Usta, Kasap Osman, Rumeli Köfte, Şehzade Erzurum Cağ Kebabı ve Hafız Mustafa oldu.



Sirkeci rotasındaki ilk durağımız Mercan Yokuşu'nun sonunda yer alan Virginia Angus oldu. Sirkeci gibi tarihi bir yerde Angus ne alaka dediğinizi duyar gibi oluyorum; merak etmeyin ekipteki herkes aynı şeyi düşündü. Adapazarı'ndaki özel çiftliklerde yetişen Anguslar, Sirkeci'deki bu küçük dükkanda tüketicilere servis ediliyor. Küçük bir dükkan deyip geçmeyelim, Virginia Angus'u Doğuş Grubu'nun satın aldığını hemen belirteyim. Ferit Şahenk burger'ları o kadar beğenmiş ki ilk işi Nişantaşı şubesini açmak olmuş; şube önümüzdeki hafta açılıyor. Benim fikrimi sorarsanız; bu ara o kadar çok burger'cı açıldı ki artık birbirlerinden pek bir farkları kalmadı bence. Yalnız diğerlerinden farklı olarak inanılmaz lezzetli bir sucukları var. Sucuğun içinde fıstık ve ceviz var, alırsanız bunlar ne diye şaşırmayın.











Virginia Angus'ta burger'larımızı yedikten sonra yolumuza Mısır Çarşısı'ndaki Malatya Pazarı ile devam ettik. 1932 yılında Hüseyin Palancı tarafından Malatya'da kurulan Malatya Pazarı, öncelikle yörede yetişen kayısı, üzüm, ceviz, badem, pestil gibi ürünleri üreticiden toplayarak satışını gerçekleştirdi. 1994 yılında kurumsal bir yapı kuran Malatya Pazarı için günümüzde tüm Türkiye'de markalaşan ve tanınan tek kuruyemişçi diyebiliriz.















Çeşit çeşit kuruyemişlerimizi yedikten sonra yolumuza Hacı Bekir Lokumcusu ile devam ettik. Osmanlı ve Türk şekercilik zanaatında markalaşmış Hacı Bekir ismi, günümüzde "şekercilik ekolü" olarak anılıyor. Kastamonu'nun Araç ilçesinden İstanbul'a gelerek 1777 yılında Bahçekapı'da açtığı küçük şekerci dükkanında, lokum, akide gibi şekerlemeleri bizzat imal edip satmaya başlayan şekerci Bekir Efendi, bugün iki asrı aşan bir maziye sahip. Hacı Bekir Lokumcusu, şehrin en eski işletmesi ve aynı zamanda Avrupa'nın en uzun süredir açık dükkanı gibi ünvanlara da sahip. Hacı Bekir Lokumcusu'nu en yakın arkadaşlarımdan biri vasıtasıyla üniversitede tanımıştım, o gün bugündür de akide şekerlerinden vazgeçemem. Ancak nasıl oldu da kaymaklı lokumu atlamışız, hiç bilemiyorum :/ inanın kendime kızdım! Siz de şimdiye kadar hiç denemediyseniz çok şey kaçırmışsınız demektir, hemen en yakın Hacı Bekir'e gidin...











Bu kadar tatlının üzerine şeker komasına girme sınırına gelmişken imdadımıza çiğ köfteci Ali Usta yetişti. Ali Usta'nın dükkanı ufacık bir yer ancak önemli olan dükkandan ziyade kendisi! Youtube'a çiğ köfteci ali Usta yazın ve çıkan videoyu izleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız :) Çiğ köfte için sıraya girdiğinizde eğer sıra yamuksa Ali Usta bağırıyor ve sıradaki herkesi azarlıyor! Baktı ki çok beklediniz, hemen elinize bir tutam marul ve çiğ köfte veriyor :) Çiğ köftesi oldukça lezzetli; eğer ben lezzet için her türlü manyaklığa katlanırım diyorsanız mutlaka uğrayın! Yerini şöyle tarif edeyim; Eminönü’ndeki Ana Postane’nin karşısında Kral Kokoreç‘i arkanıza alın ve soldaki ilk sokaktan girin. (Mimar Vedat Sk.) Ali Usta’yı hemen solunuzdaki hanın girişinde göreceksiniz. Zaten kime sorsanız gösterir...










Yolumuza Hocapaşa Meydanı ile devam ettik. Burada Kasap Osman'da bizim için hazırlanan uzun masamıza oturduk ve Kasap Osman'dan döner; Namlı Rumeli Köfte'den köfte; Şehzade Erzurum Cağ Kebabı'ndan kebap ve son olarak Hafız Mustafa'dan baklava yedik.

Kasap Osman, yarım asırlık geçmişi ile Hocapaşa Meydanı'nın tarihi noktalarından biri. Uzun yıllar kasap dükkanı olarak işletilen mekan, et konusundaki uzmanlığını döner ve kebap çeşitlerinde kullanmak için yaklaşık 20 yıl önce restauranta dönüşerek meşhur dönerini servis etmeye başladı. Mekanın sahibi olan Osman Bey aynı zamanda Hocapaşa Mahallesi'nin muhtarlığını da yapıyor. Kasap Osman'ın döneriyle ilgili söyleyeceğim tek şey: mutlaka yiyin! Hayatımda yediğim en iyi dönerdi diyebilirim...










Hocapaşa Meydanı'nın bir başka lezzet noktası olan Namlı Rumeli Köfte'nin köftelerinin nam-ı Hocapaşa sınırlarını çoktan aşmış. 30 yıllık tarihi ile esnaf lokantası kültürünü günümüze taşıyan özel yerlerden biri olan Namlı Rumeli Köfte, çalışma saatleri açısından da sürprizlerle dolu. Kapanış saati sabit olmayan mekan, köfteleri bitirir bitirmez dükkanı kapatıyor. Oldukça lezzetli olan bu köfteleri denemek isteyenler varsa akşama bırakmasın, öğle yemeğine gitsin derim. Bu arada Vedat Milor'un de Namlı'yı tavsiye ettiğini eklemeden geçmek istemiyorum ;)











Köftemizi ve dönerleri afiyetle yedikten sonra masamıza cağ kebap geldi. Yarım asırlık başka bir durak olan Şehzade Erzurum Cağ Kebap'ın mönüsünde sadece cağ kebap var. İstanbul'daki ilk cağ kebap yapan yer olarak da tarihe geçen mekan Pazar günleri kapalı. Çok yağlı olduğu için oldum olası cağ kebap sevmemişimdir ancak burada farklı yapıyorlar; insanı boğan o yağ dokusu yoktu ve daha hafifti. Sevenler için bir lezzet noktası olabilir...











Bu kadar yemeğin üzerine hala yemeye devam etmemiz takdire şayan değil mi? :) Gurme olmak zor zenaat :P Son olarak 150 yıllık bir mekan olan Hafız Mustafa'dan baklavalarımız masamıza geldi. Tatlı dışında ilk defa poğaçayı imal etmesi ile de bilinen Hafız Mustafa, Sirkeci bölgesinin en önemli lezzet duraklarından. Baklavanın daha iyilerini çok yedim (bir İmam Çağdaş; Karaköy Güllüoğlu gerçeği var neticede) ancak fotoğrafta da görebileceğiniz gibi fıstıktan kısmamışlar :) Bir de baklavanın şerbetini çok iyi ayarlamışlar; hiç ağır gelmiyor.

Tatlımızı yiyip çayımızı içerek bir Gurmebüs'ün daha sonuna gelmiş olduk. Sirkeci'deki lezzet duraklarına uğradık ve bol bol yedik ancak turla ilgili eklemek istediğim bir şey var. Sirkeci rotasında, Sirkeci'nin en ünlü ve en özel restaurantları olan Pandeli ve Orient Ekspres'in olmaması bana bir eksiklik gibi geldi. Bundan sonraki turlar için rotaya eklenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum...En keyifli otobüs olan Gurmebüs yolculuğuna katılan herkese şimdiden afiyet olsun :)

8 Şubat 2014 Cumartesi

Moliere'den Bir Efsane: Cimri!

Devlet Tiyatroları'nı sürekli takip ediyorum ancak biletler satışa çıktığı ilk 10 dk'da tükendiği için bir türlü bilet bulamıyordum. Uzun uğraşlar sonucunda iki hafta önce bilet bulabildim ve sonunda Moliere'in Cimri'sine bilet aldım. Tanzimat’la birlikte başlayan batı edebiyatı çevirileri içinde Moliere oyunları; Osmanlıca üzerine incelemeler yapmış, lugat hazırlamış, Tahran ve Paris’te büyükelçilik, maarif nazırlığı, Meclis-i Mebusan Başkanlığı ve iki kez Sadrazamlık (Başbakan) yapmış olan Ahmet Vefik Paşa tarafından tercüme edilmiş ya da uyarlanmış. İlk kez 1875 yılında Teodor Kasap tarafından ‘Pinti Hamit’ adı ile uyarlanan ‘CİMRİ’ o günden bugüne defalarca sahnelenerek Türkiye’de en çok oynanan oyun olmuş. 



Para’nın odağında insan, aile ve toplumsal ilişkileri irdeleyen Türkiye’de olduğu gibi 400 yıldır Dünya Tiyatrolarının da repertuarlarında sürekli yer alarak sahnelenmiş olan bu trajikomik oyun, edebiyat ve tiyatro çevreleri tarafından klasik bir başyapıt olarak değerlendiriliyor.

Oyunun konusundan kısaca bahsedecek olursam; Paris'in zengin ve cimri burjuvalarından Harpagon, kızı Elise ve oğlu Cléante'yi varlıklı kişilere vermeye niyetlidir. Halbuki Elise, babasının yardımcısı olan Valère'i, Cléante ise maddi sıkıntılar çekmekte olan Mariane'i sevmektedir. Çocuklarının niyetlerini bilmeyen Harpagon, onlar hakkında kurduğu planı anlatır. Ayrıca Mariane'i kendisine ayarlaması için çöpçatan Frosine'i devreye sokar. Cléante, babasının niyetini öğrenince acele para bulmaya çalışır ve tefeciden para almak ister. Harpagon ise sürekli çalınır korkusu ile yaşadığı altınlarını bir sandığın içinde evin bir yerine gömmüştür.



Harpagon planını uygulayabilmek için Mariane'i yemeğe davet eder. Davete çöpçatan Frosine'i ve kızı Elise'i evlendirmeyi düşündüğü Anselme'yi de çağırır. Cléante ve Mariane ise Frosine'den yardım isterler. Frosine'e göre Harpagon'un Mariane'den vazgeçmesi için ona varlıklı ve soylu bir kadın bulmak gerekir. Ancak bu arada Harpagon, oğlunu Mariane'e duygularını ilan ederken duyar. Evde patırtı kopduğu sırada Harpagon, sandığın yerinde olmadığını farkeder, eve polis şefini çağırır ve herkesten kuşkulandığını belirtir. Sandığı Cléante'nin uşağı La Flèche bulmuş ve efendisine vermiştir. Herşeyi kaybettiğini düşünen Valère, yaşam öyküsünü anlatır. Napolili soylu bir aileden gelmesine rağmen, bir deniz kazasında ailesini kaybetmiştir. Öykü bitince Valère'nin Anselme'nin oğlu, Mariane'nin de erkek kardeşi olduğu anlaşılır. Sonunda Harpagon, Anselme'nin düğün giderlerini karşılaması koşuluyla çocuklarının sevdikleri ile evlenmelerine razı olur.



Moliere ülkemizde bir çok tiyatro tarafından farklı yorumlarla defalarca sergilenmiştir. Belki siz de daha önce izlediniz...Ancak Devlet Tiyatroları oyuncuları öyle güzel oynuyor ki defalarca izlenir! Uzun zamandır böyle usta bir oyunculuk izlememiştim...Özellikle Harpagon rolünü oynayan Mehmet Ali Kaptanlar'a şapka çıkarmak istedik! O kadar ki biz bilet bulabilirsek tekrar gideceğiz, size de kesinlikle tavsiye ediyorum. Herkese şimdiden iyi seyirler...

6 Şubat 2014 Perşembe

Samsung, Hayalinin Peşinden Gidenleri Arıyor

Samsung,dünya çapında ses getiren “Hayalinin Peşinden Git” kampanyası ile  tutkusunun peşinden koşanları başvuruya davet ediyor.

İstanbul, 07 Şubat 2014 - Samsung Electronics, tüm dünyada hayallerini ve tutkularını hayata geçirmek için teknolojiyi kullanan insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmeyi, paylaşmayı ve desteklemeyi hedefleyen “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de başlattı. Başarılı mesleki kariyerleriyle tanınan ünlü mentorların da, başvuranlara fikir önderliği yapacağı kampanyaya başvuru için  www.hayalininpesindengit.com adresi ziyaret edilebilir. Kampanyaya başvurular 28 Şubat 2014 tarihine kadar devam ediyor.


“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasının kazananları, Samsung ve mentor desteğiyle potansiyellerini açığa çıkararak, hayallerini gerçeğe dönüştürme fırsatını yakalıyor.

Her gün, heyecan verici şeyler yapmak için Samsung ürünlerini kullanan insanlardan ilham alan kampanya; tutkulu kullanıcıları hayallerini ve fikirlerini paylaşmaya davet ediyor. Fotoğrafçılık, mutfak sanatları, spor ve girişimcilik alanlarında başvuruların kabul edildiği kampanyanın kazananları  projelerini hayata geçirme evresinde Samsung’un teknoloji desteğinin yanı sıra, aralarında Fotoğrafçı ve eğitmen Muammer Yanmaz, Kantin’in sahibi ve şefi Şemsa Denizsel, Spor spikeri ve yazarı Caner Eler ve B-Fit’in kurucu ortağı, girişimci ve Schwab Vakfı tarafından “2013 Yılının Sosyal Girişimcisi” seçilen Bedriye Hülya’nın da bulunduğu mentorlerin tecrübelerinden faydalanma fırsatı da bulacak.    

Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung projeyle ilgili olarak;  “Samsung olarak teknolojinin, hayal gücüyle bir araya geldiğinde insanların hayatına anlam kazandırdığına inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar, Samsung teknolojisini kullanarak farklı ve yenilikçi başarılara imza atıyor. Ortaya çıkan hikayelerin yarattığı ilham doğrultusunda geliştirdiğimiz “Hayalinin Peşinden Git”  kampanyasını Türkiye’de hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Diliyoruz ki bu proje ile, Türkiye’deki tüketicilerimizin sadece kişisel tutkularını keşfetmelerine değil, aynı zamanda dünya üzerindeki diğer tüketicilere de ilham vermelerine yardımcı olacağız” dedi.

Katılım koşulları

“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasına  www.hayalininpesindengit.com adresinden ya da Samsung Türkiye Facebook sayfasındaki “Launching People” uygulamasından başvurmak mümkün. Başvurular, 28 Şubat 2014 tarihine kadar gerçekleştirilebilecek.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->