1 Aralık 2013 Pazar

"Sondan Sonra" siz olsaydınız ne yapardınız?

Emre Kınay'ın oyunculuğunu çok beğenen biri olarak canlı performanslarını bulunca kaçırmamaya özen gösteriyorum. Sondan Sonra'yı uzun zamandır takip ediyordum ancak bir türlü denk gelmemişti. 29 Kasım'daki oyun için Caddebostan Kültür Merkezi'ne geldiklerini öğrenince bu sefer kaçırmayıp oyuna bilet aldık. Oyuna giderken Ahu Türkpençe'den çok iyi bir oyunculuk beklemiyordum açıkçası ancak kendisinin bu oyunla devleştiğini ve aldığı Afife Jale Tiyatro Ödülü'nün boşuna olmadığını söylemek gerekiyor. Oyunun üzerinden 2-3 gün geçmiş olmasına rağmen, düşündükçe hala geriliyorum...



İngiliz yazar Dennis Kelly’nin yazdığı, ilk kez 2005’te oynanan bir oyun Sondan Sonra. Hikaye bir sığınakta başlıyor. Emre Kınay yani oyundaki adıyla Mark, kucağında yarı baygın olan Louise’i getirip ranzaya yatırıyor. Louise, kendine geldiğinde, ona korkunç bir patlama olduğunu, binaların çöktüğünü ve herkesin yanıp kül olduğunu; dışarısının bir toz, toprak, ceset yığınından ibaret olduğunu anlatıyor. Kendisinin Louise’i o ortamdan çıkardığını ve zar zor -evi alırken herkesin dalga geçtiği- sığınağına götürdüğünü görüyoruz. Sığınak savaş zamanlarından kalma bir yapı ve içerisinde bu tür zor zamanlarda kullanılacak yiyecek, ranza, su ve radyo gibi eşyalar var.












Oyun başladıktan bir süre sonra Mark'ın konuşmalarından Louise'e aşık olduğu, onu delice kıskandığını ve duygularının tek taraflı olduğunu anlıyoruz. Diğer taraftan, Mark'a göre bu saldırıyı yapanlar mutlaka "sakallı" ve güçlü toplumlar dünyadaki zayıf toplumları, onların iyiliği için kontrol etmeli! Kendi toplumunun gücünü yeterince iyi kullanmadığını ve terörist olduğunu düşündüğü müslüman topluluklara daha katı davranmak gerektiğini söylüyor. Mark'tan korkan ama onunla birlikte bu sığınakta hayatta kalma mücadelesi veren Louise zor günler yaşıyor. Bir erkeğin bir kadını elde edemeyince yapabileceklerinin sonu olmadığını bu vesile ile bir kere daha görüyoruz!













Oyuna genel olarak baktığımızda sadece bir kadın-erkek ilişkisi değil; oyunun yazarı bu çarpıcı oyununda iki konu işliyor;
1) Dünyada özellikle ABD de 11 Eylül ile gelişen paranoya ve faşizan eğilimler,
2) Makro ve Mikro düzeylerde iktidar ilişkisi: Makro düzeyde güçlü bir ülkenin zayıf ülkeleri yönlendirmesi mikro düzeyde ise bir erkeğin gücünü kullanıp bir kadını elde etme mücadelesi...Amaç uğruna her yola başvurmaktan çekinmeyen bir zihniyet...
Nitekim kendisine uygulanan şiddet karşısında Loise'in de kontrolünü kaybettiğini ve şiddet karşıtı olan bir insanın hayatta kalabilmek uğruna nasıl şiddet yanlısı olabildiğini; açlığın ve çaresizliğin insana neler yaptırabileceğini bu oyunda görüyor ve hatta seyirci olarak onlarla birlikte yaşıyoruz!












Oyunda öyle vurucu bazı cümleler var ki insanı gerçekten derinden sarsıyor. "İyilik adına gücünü kullanmak, toplumsal ya da bireysel süreçte faşizmi yaratır" ve Ahu Türkpençe'nin son perdede söylediği "Sığınaktan önce ben nasıldım, bunu düşünerek kendimi iyileştirmeye çalışıyorum"u bunlara örnek verilebilir. Bazı sahneler o kadar gerçekçi ki, bazıları izleyiciyi rahatsız edebilir hatta biraz yorabilir. Emre Kınay bir röportajında bu yüzden oyuna 16 yaş sınırı getirdiklerini anlatıyor. Zaten 16 yaşından küçüklerin çok da anlayabileceği bir oyun değil, eğer çocuğunuzla gitmek isterseniz farklı bir oyun deneyin derim ;) Her iki oyuncu da gerçekten çok iyi oynadılar. İki kişilik bir oyunda, tiyatro sahnesinde bu gerilimi yakalayıp, seyirciye de yaşatabilmek nadir rastlanacak ve alkışlanacak bir durum...Yakında bir temsile denk gelirseniz kesinlikle kaçırmayın, mutlaka izleyin derim! Herkese iyi seyirler...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme