30 Aralık 2013 Pazartesi

Budapeşte Festival Orkestrası, Oda Müziği Topluluğu Konseri

İngiltere’nin ünlü müzik dergisi Gramophone’un 2008’de dünyanın en iyi 10 orkestrası arasında saydığı Budapeşte Festival Orkestrası Oda Müziği Topluluğu, Türkiye’deki ilk konserinde CRR Konser Salonu’nda Mozart ve Çaykovski’den harika iki eserle dinleyiciyle buluştu. İlk eser, Wolfgang Amadeus Mozart'ın, Oda müziği evreni ile parlak konçertante üslubunu mükemmel biçimde konserde seslendirilen “Robinig” Divertimento’su idi. Bu eser Mozart’ların yakın aile dostları olan Robinig’lerin oğulları için bestelenmiştir.



Mozart'ın, 'Robinig' adlı eserini bu konserde ilk kez dinledim. Tanıtım metninde sıkça programlara alınan bir eser olmadığı belirtiliyor. Eserin, Oda Müziği Orkestraları için yazılmış güzel bir yapıt olduğunu öncelikle belirtmek isterim. Özellikle melodik zenginlik hepimizin dikkatini çekti. Oda Müziği Topluluğu eseri seslendirirken, derinliği içinde adeta kendiniz kaybedip, müziğin büyüsüne kaptırıp, bir gezintiye çıkıyorsunuz. Üç keman, bir viyola, iki viyolansel, bir kontrbas ve iki korno dan oluşan, 9 kişilik orkestra, yaptıkları bu pırıl pırıl müzik ile, sizi Mozart'ın zengin dünyası çerçevesinde, kısa bir gezinti yaptırıyor.



Konserin ikinci yarısında ise topluluk, Çaykovski ile geceyi sürdürdü. "Floransa Anıları" adlı eserde Rusya ile İtalya arasında gidip geliyorsunuz. Eserin, İtalya da bestelenmiş olması, Rus ezgilerinin dışında kalmasını sağlamamış. Müziği dinlerken Floransa'da, Akdeniz güneşi altında olduğunuzu hissediyorsunuz. İlk iki bölüm de, İtalya da olduğunuzu hissediyorsunuz. Doğadan ve bulunulan yörenin insan ve yaşam biçiminden, müziğinden esintiler doğal olarak var. Bir Akdeniz çarpması gibi. Ancak eserin özellikle üçüncü ve dördüncü bölümlerinde hâkim olan gürül gürül Rus duyuşu “Floransa Anıları”nın Slav kimliğini açığa vuruyor. Bir anda güneşli günlerden soğuk steplere ulaşıyorsunuz. Çaykovski ile beraber coşku dolu bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Slav melodileri eseri sarmalıyor ve Rusya da, bir coşku ile koşuyorsunuz. Akdeniz'in sıcaklığı yerini bir inceliğe bırakıyor. Coşku ve zarafet dolu bu eser, Çaykovski’nin öne çıkarılmamış bir başyapıtıdır.















Oda Müziği Topluluğu'nun tüm sanatçıları, birbirleri ile ve enstrümanları ile öylesine bir uyum içindeler ki, bir orkestra zenginliğinde, tınılarla sizleri o döneme taşıyorlar. Mozart'ın kısa ve hareketli dünyasında, notalarla nasıl oynayarak, değişik tını zenginliğini yansıttığını izliyorsunuz. Oda müziği formuna uygun olarak dokuz sanatçıdan oluşan topluluğun performansı, tam anlamıyla uyumun şiiriydi. Mozart ve Çaykovski'nin çok da bilinmeyen eserleri, sanatçıların "uyum tablolarına" büyük bir ustalıkla resmedildi. Müzik dolu geceden ayrılırken içimizde hala Çaykovski'nin tınılarını taşıyorduk. Türkiye'ye bir daha gelirler mi bilmiyorum ama denk gelirseniz kesinlikle kaçırmayın derim! Herkese şimdiden iyi seyirler...

25 Aralık 2013 Çarşamba

MFÖ: Özkan'ın Mükemmel Dönüşü!

Türkiye'nin efsane müzik grubu Mfö, Özkan Uğur'un hastalığı ve grup üyeleri arasında yaşanan uzlaşmazlıklar nedeniyle aylardır birlikte sahneye çıkmıyordu. En son geçtiğimiz Nisan ayında Jolly Joker'de verecekleri konseri iptal eden grup üyelerinin, Ataşehir'deki Ülker Sports Arena'da konser vereceklerini duyunca eşimle birlikte çok mutlu olduk. Bunun üzerine biletlere bakarken, bir de Turkcell Profesyoneller Kulübü'nden bilet kazanınca, konser bizim için tam bir kaymaklı ekmek kadayıfı kıvamına geldi :)



Lenf kanseri olan Özkan Uğur'un iyileşmesinin ardından aralarındaki küslüğü bitiren Mazhar ve Fuat, klasikleşen tüm şarkıları tüm stat, yaklaşık 5 bin kişi hep birlikte seslendirdik. Konsere 'Ele Güne Karşı' ile başlayan MFÖ, hangi şarkıları söylemedi ki? Sarı Laleler, Mazeretim Var, Diday Diday da, Ali Desidero, Mecburen, Yalnızlık Ömür Boyu, Hep Yaşın 19, Sakın Gelme, Güllerin İçinden ve diğerleri...Mfö'yü çok severim ama bu kadar hayranları olduğumu kendim bile bilmiyordum doğrusu! Meğer tüm şarkıları ezbere biliyormuşum; hatta tüm stat biliyormuş :) 'Hep Aynı' adlı şarkıyla final yapan grup tam dört kez bise çıktı.










Zorlu bir tedavi sürecinin ardından iyileşen ve ilk kez geçtiğimiz ay bir arkadaşının düğününde şarkı söyleyen Özkan Uğur, sahneden bizlere teşekkür etmeyi de ihmal etmedi. Uğur konsere gelen dinleyicilere, "Hastalığım sırasında bana her şekilde ulaştınız. Zaman zaman sosyal medyada ölsem de sizlerin sayesinde yaşıyorum, ayaktayım" diyerek hayranlarına olan minnettarlığını dile getirdi. Duygusu ve enerjisi oldukça yüksek bir konser oldu. Sözün özü; yakın zamanda bir Mfö konseri bulursanız gidin ve kulaklarınızın pasını silin! Herkese iyi seyirler :)



18 Aralık 2013 Çarşamba

Masal'ın Müfettişi olur mu?

Geçen hafta "Ya Tutarsa" adlı oyunu izlerken, eşimle aramızda "bu oyuna bir Ferhan Şensoy dokunuşu lazım" diye konuşurken Ferhan Şensoy oyunlarını ne kadar özlediğimizi fark ettik. 2013'ün Şubat ayından bu yana sahnelenen "Masal Müfettişi"nin yakın bir tarihte, Caddebostan Kültür Merkezi'nde oynanacağını görünce hemen biletlerimizi aldık.



Ferhan Şensoy'un Masal Müfettiş'i, ileri demokratik bir güldürü! Masal Müfettişi, Şensoy'un yazdığı 52. tiyatro oyunu. Oyun, bir masal dünyasında geçiyor ancak öyle bir zamandayız ki artık masallar bile teftiş edilip, denetleniyor. Bu "zaman" size de bir yerlerden tanıdık geliyor mu?! Neyse, oyunu kısaca özetleyecek olursak; temsil boyunca farklı masal karakterleri ortaya çıkıyor. Sahneye çocukluğumuzun en sevilen karakterlerinden bir Keloğlan ve anası geliyor, bir Hansel ve Gratel veya 40 Haramiler...Bu masalların hikayelerini ise La Fontaine anlatıyor.  Oyunda birçok kez "Laf ölür La Fontaine ölmez" repliğini duyuyoruz ki gerçekten öyle! Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen çocuklar hala La Fontaine masallarını okuyarak büyüyor.



Oyunun adında olduğu gibi tüm bu masalların bir de "müfettişi" var. Tam bir masal başlıyor, hooop sahneye müfettiş hanım geliyor ve masal kahramanlarına "ne demek istediklerini" soruyor, kendince denetim yapıyor! Oyunda bir çok karakter, güzel sözler, gülünecek hicvi öğeler var ama Ferhan Şensoy'un canlandırdığı Padişah 1.Ütopettin'in zırt pırt sahneye giren Masal Müfettişi'ne, tiyatroların halka ait olduğunu, engel koyulamayacağını, Abdülhamit devrinde Kel Hasan'ın hicivlerinin bile yasak görmediğini hatırlatması nereden nereye geldiğimizin ve oyunun özetiydi.












Ferhan Şensoy’a bu oyunda Serap Günaydın, Ali Çatalbaş, Pınar Alsan, Elif Durdu, Orkun Akyıldız ve Ferhan Şensoy’un kızı Ferhan Şensoy eşlik ediyor. Oyunculuk, kostümler, dekor mükemmel. Oyunun dekor ve giysi tasarımı Ferhan Şensoy'un kızı Derya Şensoy'a ait. Ferhan Şensoy'un diğer kızı Ferhan Şensoy da oyunda karşımıza çok farklı bir karakterle çıkıyor. Oldukça heyecanlı ve yetenekli olduğunu görebilirsiniz :) Kızlarının da katkılarının olduğu eser ortaya koymak bir baba için hoş bir duygu olsa gerek.



Son olarak tiyatro girişinde Ferhan Şensoy'un kitaplarının satıldığı bir stant var ve bu stanttan aldığınız kitapları, oyun sonunda Ferhan Şensoy'a imzalatabiliyorsunuz. Hayranlarına duyurulur ;) Oyun hem kurgu olarak, hem zaka dolu hicivleriyle, hem de oyunculuklarla gerçekten üst düzey bir temsil. İzlememiş olanlara tavsiyem, hala sahnelenebiliyorken kaçırmayın derim! Herkese iyi seyirler :)



16 Aralık 2013 Pazartesi

Havada "Aşk Kokusu" var!

İlk olarak bundan üç sene önce sahnelenen "Aşk Kokusu", Tiyatro ŞenAy tarafından bu yıl yeniden izleyici karşısına çıktı.  Başrollerini Onur Şenay, Cemal Hünal ve Aslı Şahin'in paylaştığı oyunun müzikleri adından anlaşılabileceği gibi Kenan Doğulu'ya ait. Oyun, Devrim isimli bir senaryo yazarı ile İlker isimli menajerin hayatından bir süreci yansıtıyor. Oyun kısaca, kurallarla dolu olan hayatımızda nasıl yaşayabileceğimizi, hayatın bize getireceklerinden kaçamayacağımızı anlatıyor ve buna dikkatimizi çekiyor.



Oyunun iki erkek karakteri, Devrim ve İlker… Devrim 28 yaşında, yaş ve kafa itibariyle bir ergen, duygusal olarak pek gelişmemiş bir senaryo yazarı. Aşırı duygusal, ani kararlar veren, anarşist ve biraz da adı gibi devrimci, daha doğrusu muhalif… İlker de Devrim’le aynı yaşlarda, hayata daha gerçekçi bakan, amaçlarını gerçekleştirmek için fazla kural tanımayan, ama aynı zamanda günümüz koşullarına Devrim’den daha fazla adapte olmuş bir karakter…İlker, Devrim'in senaryoları yazabilmesi için gerekli ortamı sağlamaya çalışıyor.











Ve bir gün hayatlarına komşuları Çağla giriyor. Çağla adeta kurallardan yaratılmış bir kızdır. Hayattaki her şeyin, kendisinin ve toplumun çizdiği çizgiler dahilinde olması gerektiğini savunan, ve bu yüzden de hem hayat, hem de siyasi açıdan muhafazakar bir tiptir. Bu Ankara’lı kızın hayatı, Kurtuluş’ta yaşayan, bekar, sevimli ve aşık olacağının rüyasını bile görmüş Devrim ve de kızlar açısından oldukça popüler bir konumu olan İlker’le kesişiveriyor…Oyun, bu üç karakterin içinde olduğu bir romantik komedi.



Aşk Kokusu, Issız Adam filmi ile tanınan ünlü oyuncu Cemal Hünal'ın ilk profesyonel Türkçe oyunuymuş. Cemal Hünal, eğitim için yurt dışında bulunduğu yıllarda sanat yönetmenliğinden kostüme kadar bu işin her dalında aktif olarak yer almış ancak oyunculuk kariyer planlamasının içinde yer almıyormuş. Gelin görün ki, kaderin bir cilvesiyle karşılaşmış. Bir söyleşisinde şöyle diyor: "Oyunculuğu bir kariyer olarak düşünmüyordum. Hedefim senarist ve yönetmen olarak istediğim projeleri hayata geçirmek… Aslında kamera önü bana göre değil. Elbette ki, oyunculukta bir şeyler yapmak benim için büyük bir şans. Bu oyunda da Onur olduğu için yer aldım. Arkadaşlarımla çalışmak istiyordum, başka alternatifler vardı ama Onur'un amacı Türkiye'nin her yerinden seyirci getirebileceğimiz bir projeyi hayata geçirmekti. Bunu da başardık."



Aynı söyleşide Onur Şenay, Cemal Hünal'ın en popüler olduğu dönemde sahneledikleri oyunda onun isminin yer almasının, seyirciyi muhakkak etkilediğinin altını çizerek sözlerine devam ediyor: "Etkiledi kesinlikle,tıka basa doldu salon. Cemal Hünal'ın etinden sütünden yararlandık. Elbette ki sadece oyuncu ismi yeterli olmuyor çünkü oyunu beğenmezlerse oyuncuya ve oyuna oldukça ters tepiyor sonucu. Fakat biz öyle bir şey yaşamadık".

Açıkçası Onur Şenay ile aynı fikirde olduğumu söyleyemeyeceğim. Her ne kadar 2. perdesi daha iyi olsa da genel olarak kurguda fazlasıyla boşluklar olduğu göze çarpıyor. Oyunculuklara diyecek bir şey yok ama bence bu sezon ki tiyatro oyunlarının ortak özelliği senaryolarının zayıf olması! Tabii ki herkes tiyatroları desteklesin, oyunları izlesin ancak tiyatrolar da aynı "düşünceli" tavrı izleyicilere göstermeli ve daha anlamlı oyunlar yapmalı diye düşünüyorum! Cemal Hünal'ı seviyorsanız gidilebilir ancak başka seçenekleriniz varsa önce onları değerlendirebilirsiniz gönül rahatlığıyla...Herkese iyi seyirler...



14 Aralık 2013 Cumartesi

Eleştirel bir komedi: "Ya Tutarsa?"

Tiyatroları desteklemek adına son zamanlarda kimin oynadığına bakmadan programımıza uyan her oyuna gitmeye çalışıyoruz. Uzun süredir sürekli karşıma çıkan "Ya Tutarsa"nın Anadolu Yakası'nda oynandığını görünce bu kez kaçırmayalım dedik ve biletlerimizi aldık. "Ya Tutarsa"nın senaryosunu, aynı zamanda başrolü de oynayan; dizilerden de tanıdığımız, uzun yıllardır tiyatro yapan usta oyuncu ve yönetmen Ali Erdoğan yazmış. “Ya Tutarsa?", 2013 yılında başlayan bir oyun. Hem neşeli hem de ibretlik bu iki perdelik güldürü, yerel seçimlerin yaklaştığı şu günlerde gündeme cuk oturuyor!



“Ya Tutarsa?”’da yerel seçim dönemlerinde siyasetçilerin halkı kandırmak için neler yapabileceği konusu üzerinde duruluyor. Oyun, yerel seçim döneminde, kıyıda köşede kalan Çulsuzlar kasabasında yaşanan yer yer komik ve trajikomik seçim manzaralarını sahneye taşımayı başarıyor. Küçük bir kasabada geçen oyunu şehirlere uyarlamak da mümkün. Daha doğrusu, oyunu izleyenler bir yandan da kendi yaşadığı kentte, ilçede, beldedeki seçim atmosferini hayal edebilir. Siyasetçilerin halkı hangi demeçlerle ve vaatlerle kandırdığını düşünüyor insan ister istemez.












Oyunda başkan adayı olan, birbirinden oldukça farklı iki kişi var: Salınmış ve Satılmış! İsimlerden de anlaşılacağı gibi Satılmış sahtekarın önde gideni ama umut aşısı yapıyor, sürekli vaat veriyor, iyi bir hatip olduğu için halkı kandırması çok daha kolay oluyor! Salınmış ise dürüst ve namuslu; Satılmış gibi yapamayacağı şeyleri değil; gerçekten yapabileceklerini vaat ediyor ama ne yazık ki halkımız her zaman olduğu gibi büyük düşüneni(!) seçiyor. Seçimle işinin başına geçen Satılmış, köylüyü soyup soğana çeviriyor... Tam da bu noktada ‘Çılgın projelere’ gönderme yapılıyor. Sadece bu kadar da değil; ‘demokratikleşme paketi’, ‘yetmez ama evet’, ‘ÖYM’, ‘Gezi’, ‘seçim hilesi’, ‘Manchini’, ‘CD’, ‘AVM’ vb. göndermelerle oyuna güncel öğeler katılıyor. Oldukça politik bir oyun var karşımızda!












“Ya Tutarsa?” ülkenin nabzını tutarken tavrını da koyuyor. “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” gibi Gezi’ye gönderme yapan ve bu durumu içinde bulunduğumuz dönemde korkmadan tiyatro sahnesine taşımak ayrıca alkışı hak ediyor. Bunun dışında oyundaki yerel yönetici-medya patronu ilişkisinde karşılıklı şantajlarla sergilenen ironi de gerçekten övgüye değer. Yedi kişilik kadroyla (Ali Erdoğan, Celal Belgil, Sibel Erkan, Sedat Dalar, Meriç Eroğlu, Çağla Şadoğlu, Gökhan Keskin) oynanan oyunda bazı karakterler aynı oyuncular tarafından oynanıyor.












İlk perdede oyunun kurgusunda bazı eksiklikler olduğunu düşünsek de ikinci perde de toparlandı oyun. Konusu itibariyle de beğendik. Ali Erdoğan'ın performansı oyunu sürükledi. Ancak özellikle Salınmış rolünü oynaması için daha iyi bir oyuncu bulunabilir diye düşünüyorum. Programınıza uygun olan bir günde, tiyatrolara destek olmak amacıyla gidin izleyin derim. Biletler de çok pahalı değil ve genelde Grupanya, Grupfoni vb. grup satış sitelerinde satılıyor. Herkese şimdiden iyi seyirler :)



4 Aralık 2013 Çarşamba

Kaçırılmaması Gereken En Avantajlı Yılbaşı Fırsatları Bu Yazıda!

Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!

Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!

2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!



Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.

Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.

Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.

Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil.

Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?

Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!
2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!

Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!

Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?



Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!

Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.



Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.

Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.

Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/


Bir boomads advertorial içeriğidir.



1 Aralık 2013 Pazar

"Sondan Sonra" siz olsaydınız ne yapardınız?

Emre Kınay'ın oyunculuğunu çok beğenen biri olarak canlı performanslarını bulunca kaçırmamaya özen gösteriyorum. Sondan Sonra'yı uzun zamandır takip ediyordum ancak bir türlü denk gelmemişti. 29 Kasım'daki oyun için Caddebostan Kültür Merkezi'ne geldiklerini öğrenince bu sefer kaçırmayıp oyuna bilet aldık. Oyuna giderken Ahu Türkpençe'den çok iyi bir oyunculuk beklemiyordum açıkçası ancak kendisinin bu oyunla devleştiğini ve aldığı Afife Jale Tiyatro Ödülü'nün boşuna olmadığını söylemek gerekiyor. Oyunun üzerinden 2-3 gün geçmiş olmasına rağmen, düşündükçe hala geriliyorum...



İngiliz yazar Dennis Kelly’nin yazdığı, ilk kez 2005’te oynanan bir oyun Sondan Sonra. Hikaye bir sığınakta başlıyor. Emre Kınay yani oyundaki adıyla Mark, kucağında yarı baygın olan Louise’i getirip ranzaya yatırıyor. Louise, kendine geldiğinde, ona korkunç bir patlama olduğunu, binaların çöktüğünü ve herkesin yanıp kül olduğunu; dışarısının bir toz, toprak, ceset yığınından ibaret olduğunu anlatıyor. Kendisinin Louise’i o ortamdan çıkardığını ve zar zor -evi alırken herkesin dalga geçtiği- sığınağına götürdüğünü görüyoruz. Sığınak savaş zamanlarından kalma bir yapı ve içerisinde bu tür zor zamanlarda kullanılacak yiyecek, ranza, su ve radyo gibi eşyalar var.












Oyun başladıktan bir süre sonra Mark'ın konuşmalarından Louise'e aşık olduğu, onu delice kıskandığını ve duygularının tek taraflı olduğunu anlıyoruz. Diğer taraftan, Mark'a göre bu saldırıyı yapanlar mutlaka "sakallı" ve güçlü toplumlar dünyadaki zayıf toplumları, onların iyiliği için kontrol etmeli! Kendi toplumunun gücünü yeterince iyi kullanmadığını ve terörist olduğunu düşündüğü müslüman topluluklara daha katı davranmak gerektiğini söylüyor. Mark'tan korkan ama onunla birlikte bu sığınakta hayatta kalma mücadelesi veren Louise zor günler yaşıyor. Bir erkeğin bir kadını elde edemeyince yapabileceklerinin sonu olmadığını bu vesile ile bir kere daha görüyoruz!













Oyuna genel olarak baktığımızda sadece bir kadın-erkek ilişkisi değil; oyunun yazarı bu çarpıcı oyununda iki konu işliyor;
1) Dünyada özellikle ABD de 11 Eylül ile gelişen paranoya ve faşizan eğilimler,
2) Makro ve Mikro düzeylerde iktidar ilişkisi: Makro düzeyde güçlü bir ülkenin zayıf ülkeleri yönlendirmesi mikro düzeyde ise bir erkeğin gücünü kullanıp bir kadını elde etme mücadelesi...Amaç uğruna her yola başvurmaktan çekinmeyen bir zihniyet...
Nitekim kendisine uygulanan şiddet karşısında Loise'in de kontrolünü kaybettiğini ve şiddet karşıtı olan bir insanın hayatta kalabilmek uğruna nasıl şiddet yanlısı olabildiğini; açlığın ve çaresizliğin insana neler yaptırabileceğini bu oyunda görüyor ve hatta seyirci olarak onlarla birlikte yaşıyoruz!












Oyunda öyle vurucu bazı cümleler var ki insanı gerçekten derinden sarsıyor. "İyilik adına gücünü kullanmak, toplumsal ya da bireysel süreçte faşizmi yaratır" ve Ahu Türkpençe'nin son perdede söylediği "Sığınaktan önce ben nasıldım, bunu düşünerek kendimi iyileştirmeye çalışıyorum"u bunlara örnek verilebilir. Bazı sahneler o kadar gerçekçi ki, bazıları izleyiciyi rahatsız edebilir hatta biraz yorabilir. Emre Kınay bir röportajında bu yüzden oyuna 16 yaş sınırı getirdiklerini anlatıyor. Zaten 16 yaşından küçüklerin çok da anlayabileceği bir oyun değil, eğer çocuğunuzla gitmek isterseniz farklı bir oyun deneyin derim ;) Her iki oyuncu da gerçekten çok iyi oynadılar. İki kişilik bir oyunda, tiyatro sahnesinde bu gerilimi yakalayıp, seyirciye de yaşatabilmek nadir rastlanacak ve alkışlanacak bir durum...Yakında bir temsile denk gelirseniz kesinlikle kaçırmayın, mutlaka izleyin derim! Herkese iyi seyirler...