28 Nisan 2012 Cumartesi

34 Yıllık Aşk Sahnede

Aşk Mektupları

Bu haftasonu tiyatro sezonu kapanmadan Kenter Tiyatrosu'ndaki Aşk Mektupları'nı izlemek istedik. Ünlü Amerikalı oyun ve roman yazarı Albert Ramsdell Gurney’in yazdığı, Müşfik Kenter’in yönettiği “Aşk Mektupları”, 1989'dan beri dünyada ve ülkemizde pek çok tiyatroda sahneleniyor. Birlikte 34 yılı deviren Kadriye ve Müşfik Kenter, aşkı aynı sahnede, mektuplarla anlatıyorlar.



“Aşk Mektupları”, disiplinli ve uslu çocuk Andy ile kafasına estiği her şeyi yapan, sonunda sıkıntıya da düşse, asla pişman olmayan, tam tersi bu durumun tadını çıkaran, asi, sanatçı ruhlu Melissa’nın hikâyesini anlatıyor. Birbirlerini çocukluklarından başlayarak yaşamları boyunca yazdıkları mektuplarda yaşatan ve sıradışı bir aşk yaşayan Andy ve Melissa'nın hayat boyu yaşadıkları oyunda iki perde olarak yansıtılıyor. Müşfik Kenter'in oyunu uyarlarken kendinden de bir şeyler kattığı andy'nin Melissa'ya yazdığı şu cümlelerden de belli oluyor: “Her şeyden çok sana yazmaya bayılıyorum. Sana yazdığım zaman kendimi gerçek bir âşık gibi hissediyorum. Sana elceğizimle, kendi kalemimle ve tüm yazarlık hünerimle yazdığım bu mektup sadece ve sadece 'benden' geliyor sana. Böylece kendimi sana sunuyorum...Beni yırtıp atabilirsin, saklayabilirsin veya bugün, yarın yahut ölene kadar istediğin kadar durup durup okuyabilirsin.”












Oyunda dekor olarak yalnızca iki masa ve sandalye bulunuyor. Bir tarafta, oturduğu masada sesiyle  devleşen usta oyuncu Müşfik Kenter, diğer tarafta da mimikleri ve oyunculuk üslubuyla oyunu izleyenlere canlı canlı yaşatan Kadriye Kenter. Açıkçası bizim oyuna gitme nedenimiz Müşfik Kenter'i izlemekti. Ancak Müşfik Kenter'in çok yaşlandığını söylemeden edemeyeceğim. Kadriye Kenter'i daha önce hiç sahnede izlememiştim ama oyunculuğu gerçekten iyiydi. Hatta bizi onun sesi ve mimikleri oyuna bağlı tuttu diyebilirim. Oyun bizim kültürümüzle biraz alakasız olduğu için ara ara sıkıcı olabiliyor. İyi bir tiyatro izleyicisi değilseniz sizi önceden uyarayım, sıkılabilirsiniz. Ancak her türlü oyunu zevkle izlerim diyenler Müşfik Kenter'i izlemeye gidebilirler :)

İstanbul Tiyatro Festivali'nde oyun tekrar sahnelenecek, izlemek isteyenlere duyurulur ;) Herkese iyi seyirler şimdiden...





24 Nisan 2012 Salı

Atatürk'ün Şehri

Samsun

23 Nisan'da çıktığımız Karadeniz turuna nereden başlasak diye düşünürken hem Batı Karadeniz'i gezdiğimiz için hem de havaalanı bulunduğundan Samsun'dan başladık. Geziye başlamadan önce biraz araştırma yapmıştık, zamanımızı optimum kullanıp elimizden geldiğince çok yeri görmeye çalıştık. Gezimize ilk olarak şehir merkezindeki Gazi Müzesi'nden başladık. Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a geldiğinde misafir edildiği Palas Oteli, belediye tarafından Atatürk'e hediye edilerek müze haline getirilmiş. Otelin zemin katı Gazi kütüphanesi olarak hizmet verirken, üst kattaki çalışma odası, yatak odası, toplantı salonu, derlenen diğer tarihi eşyalarla birlikte Gazi Müzesi olarak düzenlenmiş. Burada Atamızın eşyalarını, yatağını ve o dönemdeki siyasilerin fotoğraflarını görebilirsiniz.











Şehir merkezinde yürürken Samsun Saat Kulesini gördük. 1876 yılında tahta çıkan II. Abdülhamit'in tahta çıkışının onuncu yıl dönümü olan 1886 yılında valilere bir talimatname göndermesiyle yapımına başlanan kulenin inşaatı 1887'de tamamlanmış. Kule, o dönemde zamanı göstermesinin yanı sıra evlerden yüksek inşa edildiğinden dolayı gözcü kulesi olarak da kullanılıyormuş. Kule zamanla hasar görmüş ve iktidar değişince tamamen söktürülmüş. 2000 yılında Samsun Belediyesi tarafından saat kulesinin yeniden inşa edilmiş.















Yönümüzü Samsun'daki en eski camii olan Yalı Camii'sine çevirdik. 1312 yılında Mehmet Sadık Bin Abdullah tarafından inşa edilen Yalı Camii, orijinal hali günümüze dek korunuş olan seçkin camilerden biridir. 2006 yılında onarımı tamamlanan camii yeniden hizmete açılmış. Ancak çevre halkı tarafından, yapılan onarım çalışmalarının yeterli olmadığı ve özellikle ahşap olan çatısının yağmurla birlikte zarar gördüğü için daha ciddi önlemlerin alınması gerektiği söyleniyor.












Türkiye'nin birçok kentinde olduğu gibi Samsun'da da Taşhan bulunuyor. Sivil Osmanlı mimarisinin güzel bir örneği olan eser XVII. Yy sonlarına doğru yapılmış. Taşhan, Buğday Pazarı yolu üzerinde. Yapının dış duvarları tuğla hatıllı moloz taştan yapılmış. Caddeye bakan yüzde kemerli girişli bir sıra dükkan olarak kullanılıyor. İki katlı olan handa mağaza girişleri ve han girişleri yuvarlak ve kemerlidir.











Samsun'daki son durağımız Tekkeköy Mağaraları oldu. Samsun'un 14 km doğusundaki Tekkeköy yakınlarında yer alan mağarada yapılan arkeolojik kazılarda Erken Hitit ve İlk Tunç Çağı kültür katları ortaya çıkarılmış. Bulunan eserler arasında seramikler çoğunlukta. Yöredeki mezarlarda ölülerin yanına seramik, bıçak, kama gibi çeşitli gereçler bırakılmış. Açıkçası şu haliyle pek görülmeye değer değil. Nitekim biz de o kadar yolu gittik ancak hiçbir anlamı olmadı. Mağaraların ve içindekilerin açığa çıkarılıp geziye açılmasının Türkiye koşullarında bir 15-20 yılı var desem abartmış olmam!










Cenovalılar 15.yüzyılda şehri yerle bir ettiği için  Samsun‘da tarih namına pek  fazla görülecek bir şey kalmamış. Karadeniz kıyısındaki en büyük şehir olan Samsun, aktarma yapmak için kullanılabilir ancak illa da gidin denilecek bir yer değil. Bizim gibi Karadeniz gezisi başlangıcında ilk konaklama yeri olarak kullanabilirsiniz. Herkese iyi gezmeler şimdiden ;)



21 Nisan 2012 Cumartesi

Anneler Günü Sürprizi

Sizde Şansınızı Deneyin Derim ;)

Anneler Günü yaklaşırken, bu özel günde ben de bir sürpriz yapmak istedim. Sizlerin yorumları ve fikirleriyle bana yol gösterdiğini, yenilikler denememi sağladığını düşününce Anneler Günü'nü hediyesiz geçmek olmaz diye düşündüm ;)

Anneler Günü'nde 3 hediyem olacak. Ürünlerin bir kısmı yurt dışından alınmıştır. 1 kişiye Vichy'den kırışıklıklara karşı etkili Lift Active CxP; 1 kişiye By Diga'dan siyah, gerçek deri portföy cüzdan; 1 kişiye de L'Oréal Paris mineral serisinden Blush Minerals allık-Concealer Minerals kapatıcı-İnfallible rujdan oluşan L'Oréal makyaj seti hediye ediyorum. Kazananlar güle güle kullansınlar :)



Hediyelerimize biraz göz atacak olursak; Yalnızca eczanelerde satılan Vichy ürünlerinden Liftactiv CxP krem, Vichy Laboratuarları’nın 12 yıllık araştırmaları sonucu geliştirdiği, ciltteki kırışıklıklar ve sıkılık kaybına karşı daha iyi bir biçimde savaşmak için genç lifler üreten fibroblastlar üzerinde etkili olup; esneklik, direnç ve sıkılık sağlayarak kırışıklıkların görünümünün azalmasına yardımcı oluyor. Anneleriniz bu kreme bayılacak ;) 90 tl değerindeki bu kremi kaçırmayın derim :)















İkinci şanslı kişinin hediyesi Diga'dan gerçek sığır derisi, siyah portföy şeklinde cüzdan. Cüzdanda 9 adet kredi kartı bölmesi, bozuk para bölümü, fermuarlı ayrı bir göz ve kağıt para ile diğer evrakları koymak için 3 adet bölmesi bulunuyor. Cüzdan oldukça işlevsel, derisi ise yumuşacık :) Anneleriniz bu hediyeye çok sevinecek bence :) 100 tl değerindeki bu gerçek deri cüzdanı kaçırırsanız üzülürsünüz.












Son hediyem de L'Oréal Paris Minerals serisinden Blush Minerals allık-Concealer Minerals kapatıcı-İnfallible rujdan oluşan L'Oréal makyaj seti . % 95 mineralden oluşan bu set, kokusuzdur ve koruyucu içermez. Minerallerin %100 doğal içeriklerinin faydalarından ilham alarak, L'Oréal Blush Mineral Allık her tip cilde uyar, hassas ve toleransı olmayan ciltlere bile! L'Oréal Concealer kapatıcı ise uyguladıktan sonra  güzel bir kapatıcılık sağlıyor.Yapısını,doğal duruşunu ve fırçasını çok seveceksiniz, içinde çok minik belli belirsiz pırıltılar var. L'Oréal Paris, Infallible rujun çift etkili bir yapısı var. Infalliable, 16 saat boyunca kalıcılık ve rahatlık sunarken dudaklarınızı kurutmaz. Loreal İnfallible ruj, iz birakmaz, dudağınıza uyguladıktan sonra rengi solmaz. E vitaminli yumusak formülü kullanımı zevkli kılar. Aynalı özel ambalajı sayesinde rujunuzu kolayca uygulayabilirsiniz. Bakımlı annelere süper olacak bence ;) 130 tl değerindeki bu set şansınızı denemeye değer bence ;)














Sorum çok basit: 3 ana konumdan hangisi sizin daha çok ilginizi çekiyor? Gezi mi, gurme mi yoksa güzellik mi? Bu güzel hediyeleri kazanmak için Cevaplarınızı yorum kısmına yazmanız yeterli :)


Çekilişe katılabilmek için öncelikle Blog'a üye olmanız, sonrasında Facebook (3G: Gezi Gurme Güzellik )  ve twitter'dan (@gezigrmeguzellk) blog'u takip ediyor olmanız gerekiyor. Blog'u olanlar bloglarından da duyurursa çok sevinirim. Pinterest'i olanları da GeziGurme hesabına bekliyoruz, direk yukarıdaki linkten takip edebilirsiniz ;) Bayanlar kadar erkekler de katılıp bu güzel hediyeleri annelerine, eşlerine veya arkadaşlarına hediye edebilirler :)

Son katılım tarihi: 06 Mayıs gecesi 23:59'dur. 7'sinde çekilişi yapıp, hediyeleri en kısa sürede adreslere postalayacağım. Katılım malesef Türkiye sınırları içinde geçerlidir. Ancak yurt dışından katılmak isteyen olur ve yurt içinde bir posta adresi verirlerse onlar da katılabilirler ;)

Her türlü soru için bana mailimden ulaşabilirsiniz.

Son olarak Çekilişi haksızlık olmaması için random.org ile yapacağım. Mesajlara twitter ve facebook kullanıcı adınızı, bloglarınızı yazmayı unutmayın :) Ödülleri üç farklı kişi kazanacağı için şansınız çok fazla :)

Herkese bol şans diliyorum ;)






19 Nisan 2012 Perşembe

Pera Müzesi'nde Zamanın Tanığı

Goya Sergisi

Çağdaş sanatın dev ismi Goya’nın eserlerinin İstanbul'a geldiğini öğrenince çok heyecanlandım. Müze çalışanı bir arkadaşımın olması dolayısıyla da serginin açılışına katılma fırsatını elde ettim. Bugün açılan sergiyi 29 Temmuz’a kadar gezmek mümkün. Goya’nın 230 eserinden oluşan ve Pera Müzesi’nde açılan “Goya, Zamanın Tanığı” sergisi içerdiği zengin gravür eserlerden ötürü “dünya çapında bir sergi” olarak tanımlanıyor. Sanatçının yağlı boya tabloları açısından beklediğinizi bulamayabilirsiniz ama gravürlerinin büyük kısmını bu sergide bulmak mümkün. “Kapriçyolar”, “Savaşın Felaketleri”, “Boğa Güreşleri” ve “Atasözleri ya da Zırvalar” başlıklı dört gravür serisinin yer aldığı sergideki eserlerin toplam değeri 8 milyon euro’nun üzerinde.













Geçirdiği bir hastalık sonucu sağır kalan Goya’nın sanat hayatına 1808’de patlak veren İspanyol Bağımsızlık İç Savaşı damgasını vurur. Bu savaş ünlü ressamı derinden etkiler ve fırçasını sansürsüz ve korkusuzca kullanır. İşte bu dönemde, “Savaşın Felaketleri” sergisini yapar. Bu gravürler bir savaşın tutanağı gibidir. Oysa o zamana kadar savaşlar marifetmiş gibi resmedilirdi. Goya ise savaşın dehşetini görmüş ve bunları resmetmiştir. Öyle ki, onun bu resimlerinin bugünkü savaş muhabirliğinin önünü açtığı söylenir.












Sergide yer alan bir diğer seri “Boğa Güreşleri” ise ünlü ressamın hem özel ilgisinin bir ürünü (gençliğinde boğa güreşi yaptığı söylenir) hem de para kazanma ihtiyacının sonucudur. Çünkü Kral VII. Fernando kelimenin tam anlamıyla bir boğa güreşi tutkunuydu va o sıralar parasızlık yaşayan Goya da onun bu tutkusundan yaptığı 40 gravürle yararlanmayı bilmişti. Sergideki iki portre çok değerli: Boğa Güreşçisi Portresi, Goya’nın en değerli portrelerinden kabul edilir. Bu tablo sergide yer alıyor. Ayrıca Goya’nın yakın arkadaşı Martin Zapater’in portresini yaptığı tablosu da var. Bu eser de çok önemli.















Sanatçının yağlı boya tablolarını görmeyi bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir çünkü çok az sayıda tablo bulunuyor ancak Türkiye'de kolay kolay göremeyeceğiniz geniş bir gravür sergisi bulunuyor. Gidin ve zamanınız varken görün derim. Herkese şimdiden iyi geziler :)




18 Nisan 2012 Çarşamba

Sizin de mi Bahar Allerjiniz Var?

Allerji Mevsimi Yaklaşıyor

Soğuk kış günlerinin ardından güneşin ilk ışıkları kendisini gösterirken bahar aylarının havada uçuşan polenleri allerjik hastalıkları olan kişilerin kabusu oluyor. Polenlerden korunmak, özellikle bahar mevsiminde çok kolay değil. Ancak alınabilecek küçük önlemlerle yaratacağı etkiyi azaltmak mümkün. Ben de konuyla ilgili olarak merak ettiklerimi Dr. Hişam Alahdab'a sordum. Hişam Bey, Nisan ve Mayıs aylarında ortaya çıkan çiçek tozlarının astım, bronşit, allerjik nezle, göz nezlesi, kaşıntı gibi rahatsızlıkların tekrarlamasına ve artmasına sebep olduğunu vurgulayarak allerjik rahatsızlıkları olan kişilerin alabilecekleri basit önlemlerle bu dönemi kolayca atlatabileceklerini söyledi.












Dr. Hişam Alahdab, “İlkbaharın gelmesiyle birlikte birçok çiçek bitki açar ve çiçek tozları atmosfere yayılmaya başlar, bu durum da allerjik rahatsızlıkları tetikler” diyerek; alerji tedavisinde temel kuralın allerji yaratan maddeden (allerjen) olabildiğince uzak durmak olduğunu dile getirdi. Polen allerjisinde allerji yaratan maddeden uzak durmanın kolay olmadığını ya da tam olarak gerçekleştirmenin zor olduğunu belirten Dr. Hişam Alahdab polenlerden korunmak için alınacak önlemleri şu şekilde sıraladı:

• Polenlerin en fazla uçuştuğu sabahları saat 05.00 ile 10.00 arası zorunlu değilseniz açık havaya çıkmayın.
• Eğer çıkmanız gerekiyorsa ağzı ve burnu kapatan maskeler kullanın. Öğlen saatlerinde açık havada spor yapmayın.
• Saçlar tozu tutar, bu nedenle her akşam saçlarınızı yıkayıp duş alın. Böylece üzerinizdeki tozlardan arınabilirsiniz.
• Çocuklar sokaktan geldiği zaman üstlerini hemen değiştirmelerini sağlayın.
• Arabada giderken camları açmayın, hava değişimi için klimadan yararlanın.
• Tatil için deniz kenarını tercih edin.
• Dışarıda gözlük ve şapka kullanın. Gözlükleri her gün akar suyun altında yıkayın.












Dr. Hişam Alahdab, Türkiye'de en önemli ve en çok görülen allerjik polenlerin çayır, çimen polenleri olduğunu dile getirerek, ''Allerjik rinit hastalığının en yaygın polenlerini de bunlar oluşturur. Park ve bahçelerde, apartman bahçelerinde bulunan çimen polenlerine dikkat edilmesi gerekir. Diğer yandan baharda allerji yaratan sadece polenler de değildir. Bahar yağmurları ve ısınan havalar nedeniyle küf mantarları da yoğunlaşır. Küf de allerji nedenleri arasında önemli yer tutmaktadır '' dedi. Hişam Bey, allerjenlerin belirlenemediği ya da belirlenen allerjenlerden uzak durmanın mümkün olmadığı hallerde ortaya çıkan tabloya uygun ilaçların kullanılması ile de hastanın belirtilerinin azaltılıp rahat ettirmenin mümkün olacağını da sözlerine ekledi.

Aman dikkat, allerjisi olanlar yukarıdaki tavsiyeleri göz önüne alsınlar derim...Hepinize sorunsuz bir bahar geçirmenizi diliyorum...



17 Nisan 2012 Salı

Şarapseverlere Müjde


Kayra Restoran Haftası Başladı

Şehrin ilk ve en büyük yeme-içme festivallerinden biri olan Kayra Restoran Haftası, Kayra Şarapları eşliğinde 12-26 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek ve dördüncü yılında İstanbul’da ve ilk kez Ankara ve İzmir’de de sokakları ve restoranları yeme-içme kültürü ve çeşitli sanatsal etkinliklerle dolduracak. İstanbul’da Bağdat Caddesi, Nişantaşı, Meşrutiyet Caddesi, Kuruçeşme, Bebek ve Kanyon olmak üzere toplam 6 merkezde gerçekleşecek olan Kayra Restoran Haftası İzmir’de Alsancak ve Bostanlı, Çeşme Marina, Ankara’da Gaziosmanpaşa, Filistin Caddesi ve Çukurambar’daki cafe ve restoranlarda gerçekleşecek. 













Kayra Restoran Haftası etkinliğinde, tüm restoranlar aynı fiyat üzerinden kendi lezzetlerinden oluşturdukları fiks menüleri uygulayacak. Etkinlik, İstanbul’da Bağdat Caddesi, Nişantaşı, Meşrutiyet Caddesi, Kuruçeşme Boğaz Hattı, Bebek ve Kanyon AVM olmak üzere toplam 6 merkezde gerçekleşecek olan hafta, İzmir’de Alsancak ve Bostanlı, Çeşme Marina, Ankara’da Gaziosmanpaşa, Filistin Caddesi ve Çukurambar’daki cafe ve restoranlarda gerçekleşecek.











Yaklaşık 100 noktanın katılım göstereceği haftada, ortalama 200 farklı menü ile Kayra’nın 40 farklı şarabı Kayra şarap uzmanları tarafından eşleştirilecek ve toplamda 1.000’e yakın farklı lezzet katılımcılara sunulacak. Birbirinden farklı menülerin yanı sıra fıçı enstalasyonları sergisi ile bu sene ilk kez gerçekleşecek olan şişe ve mantar enstalasyonları sergisi, celebrity chef etkinlikleri, konserler, partiler, happy hour’lar, ünlü isimlerle atölye çalışmaları, tasarım sofraları ve yemek sohbetleri üç şehirde birden Restoran Haftası Noktalarında katılımcıları bekliyor olacak. Özellikle şarap severlere tavsiyem bu fırsatı kaçırmamaları ;) Herkese afiyet olsun şimdiden...




16 Nisan 2012 Pazartesi

Evliliğin Mizahı!

İyi Günde, Kötü Günde

Hafta sonu planlarını yaparken bu sefer ki önceliği sezonun kapanması yaklaştığı için tiyatroya verdim. Neler oynanıyor diye Biletix'de gezinirken Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün'ün oynadığı İyi Günde, Kötü Günde'yi gördüm ve ustaları izlemeye karar verdim. Ali Poyrazoğlu Tiyatrosunun yeri de oldukça kolay ulaşılabilir bir yerde, eski Şişli Adliyesi'nin hemen yanındaki pasajın içinde. Salonun içine girdiğinizde, duvarlarda dünyanın dört bir yanından alınan maskeleri görüyorsunuz. Oyunu beklerken ise fonda Türk sanat müziği şarkıları, başta Zeki Müren’den “Seven ne yapmaz”.


 
 Ali Poyrazoğlu, “İyi Günde, Kötü Günde” yi fransızca bir öyküden esinlenerek yazmış. Hikayeden biraz bahsedecek olursam; Yirmi yıllık evli, çocuksuz bir çift, “şiddetli geçimsizlik” nedeniyle boşanır ama birbirinden kopamazlar. Zamanla, birbirlerinin yeni hayatlarına, yeni ilişkilerine, yeni umutlarına çaktırmadan dahil olduklarını fark ederler. Bu bir yandan onları rahatsız ederken, diğer yandan da hoşlarına gider. Bu arada ikisinin de hayatına yeni evler, yeni insanlar ve yeni bakış açıları girdiği için, bu birbirinden kopamama durumu işleri zamanla içinden çıkılmaz bir hale getirir. 




 







Tabii sahnedekiler Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün gibi iki önemli usta olunca, ortaya çıkan trajikomik durumların seyrine doyum olmuyor. Oyun su gibi akıp gidiyor. Aklınızda "Farkında olmadan müebbet hapse girmişim" gibi oyundan repliklerle dönüyorsunuz eve :) Özellikle oyun sonrası Ali Poyrazoğlu'nun yaptığı konuşma çok daha dokunaklıydı. Şehir Tiyatroları'nın son durumundan, seyircinin hayal gücüne kadar birçok konudan bahsetti. Ustaları izleyince tiyatronun aslında gerçekten ne kadar farklı ve etkili olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Tiyatro sezonunun kapanmak üzere olduğu şu günlerde oyunun son temsillerini kaçırmayın derim. Herkese şimdiden iyi seyirler...


15 Nisan 2012 Pazar

İyi ki Bir Blog'um Var!

Anneysen.com'da Ben de Yer Aldım :)

Bir süredir parçası olduğum ve severek takip ettiğim bir site olan "Anneysen.com"da yeni bir proje başladı. Siteye üye olan blogger'lar neden bir blog yazdıklarını "İyi ki bir blog'um var" projesiyle anlatıyorlar. Bana da bu projeye katılmak isteyip istemediğimi sordular ve keyifle yer almak istediğimi söyledim. Cevaplarımı aşağıda bulabilir, eğer siz de katılmak isterseniz site yönetimiyle iletişime geçebilirsiniz.



Gezigurmeguzellik Bloğu “İyi ki bir bloğum var” diyor ve hikayesini bizimle paylaşıyor.
"Yurt dışında yaşarken kendimi yalnız hissettiğim bir dönemde bu blog'u yazmaya başladım ve çok olumlu tepkiler alınca yazmaya devam ettim."
Blog'umu yazmaya arkadaşlarımın yoğun ısrarı üzerine başladım. Çevremdeki herkes çok sık seyahat ettiğim ve uzun bir süre farklı ülkelerde yaşadığım için deneyimlerini mutlaka yazmalısın diyorlardı. Ben de yine yurt dışında yaşarken kendimi yalnız hissettiğim bir dönemde bu blog'u yazmaya başladım ve çok olumlu tepkiler alınca yazmaya devam ettim.



Bloğum sayesinde daha önce hiç tanımadığım kişilerle bu sayede tanışıyor olmayı, deneyimleri paylaşmayı çok önemsiyorum. Ya da bazı arkadaşlarımın blog'umu okumaları ama benim yazdığımı bilmediklerini öğrendiğimizde ortaya çıkan şaşkınlık çok komik olabiliyor.

Blog'umu takip edenlerden yorum aldığımda, yazdığım yazıyla ilgili sorular veya olumlu yorumlar geldiğinde çok mutlu oluyorum. Sadece beğenilmek değil, sorularını cevaplayarak birilerine yardımcı olmak çok güzel bir duygu. Bazen de karşılaşılan aynı durumlarda benzer duyguları hisseden benden başka birileri olduğunu bilmek ve bunları paylaşmak çok eğlenceli olabiliyor :) Bu yüzden iyi ki bir blog'um var diyorum. Hem kendime notlar şeklinde oluyor, hem de bilgi vererek başkalarının benim yaşadıklarımdan faydalanmalarını, onlarla birşeyler paylaşmayı sağlıyor.

Yazıya buradan da ulaşabilirsiniz:
http://www.anneysen.com/anneysenbloglari/anneler/anneysen-gunlugu/april-2012/gezigurmeguzellik-blogspot-com--iyi-ki-bir-blogum-.aspx


14 Nisan 2012 Cumartesi

Göründüğü Gibi Değil Hayatım!

Sadakatsizler

Film Festivali başlamadan önce hangi filmlere gidelim diye araştırırken tüm sinema eleştirmenlerinin tavsiye ettiği bir film olan Sadakatsizler'i de listemize aldık. Filmin aynı zamanda Oscar adayı da olduğunu öğrenince kesin olarak gitmeye karar verdik. En iyi erkek oyuncu Oscar'ını kazandıktan sonra popülaritesi artan Jean Dujardin'in yeni filmi Les Infidèles yani Sadakatsizler, hatırlarsanız Oscar öncesinde afişleriyle de çok tartışılmıştı. 















Filmin içinde birçok film var :) Film, küçük küçük birçok skeç ve parodiden oluşuyor. The Artist filminden önce, Jean Dujardin bizdeki "Bir Kadın Bir Erkek" dizisinin Fransız versiyonunda oynuyordu. Yani bu konsepte fazlasıyla aşina. Başrollerde Dujardin'e bir başka Fransız aktör Gilles Lellouche eşlik ediyor. Bu iki isim hemen her mini filmde başrolde; yan roller ise çeşitli isimler tarafından canlandırılıyor.











Filmlerin konusuna gelirsek, isimden de anlaşıldığı gibi esas tema sadakatsizlik. Kadın erkek ilişkilerine erkek yönünden bakan, erkeğin aldatma nedenlerini araştıran film, bu konuya esprili ve doğal bir yaklaşımla dikkat çekiyor. Aldatma konusunun çok iyi gözlemlendiği, kadın-erkek tarafının aslen ne düşündüğünün sesli olarak dile getirildiği filmde bazı kısa filmler gerçekten çok komikti, ama bazıları için aynı şeyi söylemek pek mümkün değildi, sanırım burada filmleri kimin yönettiğinin de önemi ortaya çıkıyor.











Filmin görüntüleri ve müzikleri genel olarak beni tatmin etti, kısa filmlerden oluştuğu için sıkmadan konuyu özetliyor. Ancak ciddi seks sahneleri var, belli bir yaşın altıyla gitmenizi önermiyorum :) Film genel olarak çok eğlenceli ve erkeklerin nasıl yalan söylediğini, her şeye bahane bulabildiklerini gözler önüne seriyor. Bir süre sonra vizyona gireceğini düşünüyorum ve izlemenizi öneriyorum. Şimdiden herkese iyi seyirler :)




13 Nisan 2012 Cuma

Bir Başyapıt Adayı

Cesaret

Film festivalindeki filmlere bilet bulup da alabilmek zor zenaat. Benim aldığım biletler genelde istediğim filmlere değil de bilet kalan filmlere oluyor :) "Cesaret" de bizim için bu kategorideki filmlerden biriydi ve dolayısıyla filmden pek bir beklentimiz bulunmuyordu. Ben, sinemaya giderken genel olarak filmin konusunu önceden okumaya karşı bir insanım çünkü yorumlar insanı yönlendiriyor ve sadece onların verdiği noktalarda bir beklenti oluşuyor. Bu filmde de aynısını yaptım ve okumadan gittim. Tamamen beklentisiz seyrettiğim bu film için hala etkisindeyim diyebilirim!



Cesaret 2011 Polonya yapımı bir film. Film iki kardeşin hikayesi üzerine kurulu. Alfred ve Jurek büyük bir şehrin banliyösünde kablolu televizyon şirketi işleten iki kardeştir. Kardeşlerden büyük olan daha cesur gibi görünmekle birlikte, iş gerçek hayata geldiğinde durumun değiştiği görülür. Küçük kardeş olan Jurek, hasta babalarından kalan şirketi büyütmek istemekte fakat ağabeyi buna karşı çıkmaktadır. Alfred’in arabası bozulunca, bindikleri trende bir grup serserinin genç bir kadına saldırmalarına tanık olurlar. Jurek, kadını korumaya çalışırken Alfred korkudan donakalır ve kardeşinin hızla giden trenden atıldığına tanık olur. 












Jurek hastanede komada hayata tutunmaya çalışırken, Alfred utanç ve ızdırap içindedir. Akrabaları, eşi ve çalışanları ile yüzleşmek zorunda kalınca kendini bir kahraman olarak gösterir; güya adamlarla dövüşürken bayılmış ve bu nedenle kardeşine yardım edememiştir. Bir süre sonra, kardeşi acımasızca saldırıya uğrarken Alfred’in korkudan donmuş halde göründüğü cep telefonuna çekilmiş bir video internette ortaya çıkar. Alfred filmi çeken kişiyi bulmak ve videoyu ortadan kaldırmak isterken olaylar gelişir. Bir yanda kardeşinin yanında olan ve onun çocuklarına sahip çıkan karısıyla ilişkilerini düzeltmeye çalışırken, diğer yandan da kardeşine bunu yapanları bulmaya çalışır.












Filmin sonunu ve arada gelişen olayları tabii ki anlatmayacağım. Belki de vizyona gelir ve izlemek istersiniz :) Ama şunu söylemeliyim ki film Nuri Bilge Ceylan'ın yapmaya çalıştığını gerçekten yapabilmiş bir film! Ne demek istediğimi şu şekilde açıklayayım: Tam anlamıyla gerçekçi, sanki filmin içinde sizde yaşıyormuşsunuz gibi, abartıdan uzak çekilmiş bir film ve çok sade bir anlatım! Bizi o kadar etkiledi ki uzun zaman konuşmadan, hayat üzerine düşüncelere dalarak kalakaldık...Eğer vizyona girerse kesinlikle izleyin, kaçırmayın derim! Herkese iyi seyirler şimdiden...