30 Ocak 2012 Pazartesi

Nevizade Meyhaneleri

Ceneviz Meyhanesi

Geçen hafta Taksim'deki bir toplantı çıkışında hep birlikte yemek yemeye karar verdik. Nereye gitsek diye mekan ararken Beyoğlu'na gelmişken Çiçek Pasajı'na gitmeden olmaz dedik ve üniversite yıllarımda çok popüler olan Ceneviz Meyhanesi gözüme ilişti, herkes kabul edince oturup demlenmeye karar verdik :)















Sıkı bir öğlen yemeği yediğimiz için pek aç değildik ve meze-rakı olayına girelim dedik. Tepsiyle gelen mezelerden barbunya, arnavut ciğeri, patlıcan salatası, beyaz peynir ve haydari istedik. Ayrıca bir porsiyon da istavrit isteyip aramızda paylaştık. Yemeklere geçmeden önce size biraz dekorasyondan bahsetmek istiyorum. Ceneviz Meyhanesi'nin dekoru diğer yerlere oranla çok farklı. İlk kez gidenler uzun uzun bu dekoru inceleyebilir. Eski teraziler, şömine, eski kapı kilitleri, ütüler, lambalı radyolar ile süslenmiş Ceneviz Meyhanesinin iç görünümü Cumbalı evler arasındaki eski İstanbul sokak meyhanesi tarzında dekore edilmiş. Halen Adalarda kullanılmakta olan artık İstanbul sokaklarında göremediğimiz fayton dikkatleri üzerine çekiyor.



Mezelerden bahsedecek olursak; barbunya aralarında en iyisiydi diyebilirim! Ne birçok mekandaki gibi  yağı çok fazlaydı ne de az/çok pişmişti, tam kıvamındaydı. Arnavut ciğeri de bir başka başarılı meze, yanında soğanla birlikte geldi ve tadı da çok güzeldi. Ancak patlıcan salatası, haydari ve özellikle beyaz peynire geldiğimizde farklı bir manzarayla karşılaştık. Beyaz peynir sararmıştı ve tadı da çok kötüydü. Koyun peyniri yemeyenlere kesinlikle tavsiye etmiyorum çünkü inanılmaz kokuyordu. Haydari sanki çok önceden yapılmış ve bekliyormuş gibi kurumuştu. Patlıcan salatası ise is kokuyordu ancak bazıları patlıcan salatasının aslının böyle olduğunu savunur, eğer siz de onlardansanız size başarılı gelebilir :) İstavritler de çok küçük ve tatsız tuzsuzdu.



























Mekanda saat 20:30 civarı canlı müzik başlıyor ve Türk sanat müziği çalınıyor. Şarkılarla ortam daha keyifli oluyor tabii. Ancak yine de Çiçek Pasajı'nın içinde o kadar muadili varken Ceneviz Meyhanesi'ni tavsiye etmiyorum. Maalesef eski kalitesi ve ortamı kalmamış. Kaliteyle fiyat ise ters orantıyla artmış! Yine de denemek isteyenlere afiyet olsun diyorum. Herkese iyi eğlenceler...


25 Ocak 2012 Çarşamba

Lübnan Mutfağı'nın ve Eğlencenin Adresi

Nomads

Kanal D'de yayınlanan Doktorum programının 500. program kutlaması vesilesiyle yolumuz Nomads'e düştü. İlk olarak 2001 yılında Amsterdam’da açılan Nomads, İstanbul'da Superclub'ın yanına açılan yeni mekanıyla farklı bir eğlence vaad ediyor. Restorant'da kullanılan dekoratif ürünler Nomads için özel tasarlanarak Fas ve Mısır’da el yapımıyla üretiliyor. Nomads’ın tasarımı klasik Arap evini yansıtıyor. Girişte Arapların misafirlerini karşıladıkları Bahou bölümü yer alıyor. Nomads girişindeki Bahou da sizi bir hostes karşılıyor. Sizi karşılayan hostes eşliğinde iç bahçeden geçerken pirinçten yapılmış lambaların ışığı yüzünüze vuruyor. Normal dizaynda giriş merdivenlerine adımınızı attığınızda ışık dolu, Arap evlerinde sosyal yaşamın kalbi olan Wast ad-der avlusunu ve etrafında üzerlerinde rahatlayabileceğiniz, yemek yiyebileceğiniz minder ve kanepelerin bulunduğu Al Kubbah bölümlerini görüyorsunuz ancak biz gittiğimizde özel bir program olduğu için farklı bir dizayn kurulmuştu.

                       


Nomads’in menüsü Arap yemeklerinden oluşuyor. Kendine özgü menüsü ile farklı bir yemek deneyimi vaat eden mekanın yemeklerinde bol miktarda nane, maydanoz, kekik, kişniş, limon, kermula (Fas baharatı) ve tarhun kullanılıyor. Menüdeki soğuk mezeler, ara sıcaklar, ana yemek ve tatlılar arka arkaya geliyor ve mideniz bayram ediyor :) Mezeler Lübnan veya Irak ekmeğiyle birlikte dev yuvarlak bakır tepsilerde sunuluyor. Tepsiden sevdiğiniz mezeleri seçebiliyorsunuz. 











Biz mekana girdiğimizde masalarda mezelerimiz hazırdı ve hemen hemen hepsinden yedik sanırım :) Bazılarının isimlerini bilmediğim için tek tek anlatamayacağım ama genel olarak yemeklerden size bahsedecek olursam; falafel, salata, çiğ köfte ve fava mükemmeldi! Sağdaki benim meze tabağım :) Burada gördüğünüz yoğurtlu ve narlı meze de süperdi. Soğuk mezelerin ardından köfte, börek ve içli köfte geldi ki bunların da hepsinin lezzeti süperdi! Kısaca meze olarak benden tam puan aldılar;)















Mezelerimizle açılışı yaptıktan sonra sıra ana yemeğe geldi ama o kadar doymuştuk ve bir yandan da eğlenmekle o kadar meşgulduk ki yemeklerin sadece tadına bakabildim :) Ana yemeklere de, özellikle ete, puanım tam. Nomads mutfağı ile benden bu kadar iyi puan alabilen nadir yerlerden biri! Yemekle birlikte çoğu kişi şarap içti. Şarap severlerin Nomads’in barında istedikleri şarabı kolayca bulabileceklerini düşünüyorum ki masamızda bulunanlar şaraplardan gayet memnundu. Chablis, Sancerre ve Moët and Chandon gibi birçok klasiği ve aynı zamanda Kuzey Afrika’nın bazı özel şarapları menüde ilk gözüme çarpanlar oldu.















Mekanın kubbeli odasında özel bir DJ kabini bulunuyor. Müzik, Doğu tarzına uygun olarak egzotik, bazen yavaş, bazense yüksek ritmli modern Arap müziği. Başlangıçların ardından müzik hızlanıyor ve sahneye arka arkaya birkaç dansöz ve zenne çıkıyor. Ne yalan söyleyeyim zenneler dansözlere taş çıkarıyordu! Dansözlerin performanslarının arasında bir kadın şarkıcı Arapça şarkılar söyledi, onun da sesi süperdi. Nomads'e daha önce hiç gitmemiştim ve o geceden sonra buna çok pişman oldum! Son dönemde gittiğim eğlence mekanları arasında en başarılısı diyebilirim. Kesinlikle tavsiye ediyorum, pişman olmayacaksınız ;) Herkese iyi eğlenceler şimdiden...



20 Ocak 2012 Cuma

Al Sevdiğini, Uç İngiltere'ye!


20. yılını kutlayan EFINST İngilizce Dil Okulları harika bir kampanya başlattı. EFINST Dil Okulu, 14 Şubat Sevgililer Günü’ne kadar kayıt yaptıran herkese İngiltere’de 2 haftalık İngilizce eğitimi hediye ediyor. Üstelik bu programlara iki yıl üst üste AB Dil Ödülü kazanan ESP (Özel Amaçlı İş İngilizcesi Programı) da dahil. Yani hem Türkiye’de İngilizce öğreniyorsunuz hem de pratik yapmak için İngiltere’ye bedava gidiyorsunuz. Haberin daha da güzel tarafı, İngiltere’de konaklama ve yeme içmeye de para ödemiyorsunuz.



Ben gidemem, çünkü İstanbul’da yaşamıyorum diyenlere müjde!

EFINST’in e-Learning LIVE! online İngilizce eğitim sistemiyle bire bir canlı online derslerinizi internet üzerinden de yapabiliyorsunuz. Bu sistemle öğretmeninizi canlı canlı ekranınızda görüyor, soru soruyor, sohbet edebiliyorsunuz. Öğretmenin sizin için hazırladığı power point sunumunu kendi ekranınızda görebiliyor, İngilizceye dair tüm sorularınızı özel öğretmeninize sorabiliyorsunuz. Başka kimse olmadan, sadece siz ve öğretmeniniz. Aynı gerçek sınıftaki gibi.

Detaylı bilgi için http://www.efdilokulu.com/al_sevdigini_uc_ingiltereye.html adresini ziyaret edin. Pişman olmayacaksınız.

EFINST’in yakında Facebook ve Twitter üzerinden yapacağı kampanyalardan en önce haberdar olmak için:
http://www.facebook.com/EFINST
http://www.twitter.com/EFINST

Bir bumads advertorial içeriğidir.


15 Ocak 2012 Pazar

Brunch Serisine Devam - 3

Suadiye Reşat'ta Antakya Kahvaltısı

Dönem dönem Grupanya gibi fırsat sitelerinden özellikle kahvaltı / brunch kuponları alıp çeşitli mekanları deniyoruz. Bu kez merceğimizde bize yakın olduğu için tercih ettiğimiz Suadiye Reşat var. Web sitesinden incelediğimizde gayet başarılı bulup denemeye karar verdik. Kadıköy’ün son 50 yıllık sosyal yaşamında yeri olan Suadiye Kulüp Reşat, 15 yıl aradan sonra aynı sokakta Suadiye Reşat adı ile yeniden açılmış. Suadiye Plaj Yolu Sokak’ta, Movieplex sinemaları girişinde açılan Suadiye Reşat'ın duvarlarındaki siyah-beyaz fotoğraflar ile nostalji yaşarsanız şaşırmayın.










Mekanın içi aydınlık ve dekorasyon da düzenliydi. Gitmeden önce rezervasyon yaptırdığımız için kupon ile gittiğimiz belliydi. Bu yüzden masamıza oturduğumuz anda ekmek sepeti, çay ve tabaklar gelmeye başladı. Ekmek sepeti dediğim sadece pide! Çay termosta geldi ama inanılmaz demliydi, ek sıcak su istemek zorunda kaldık. Antakya Kahvaltısı menümüzde Antakya yerli peyniri, Antakya sünme peynir,tuzlu yoğurt, tereyağı, siyah zeytin, yeşil zeytin, zahter salatası, kırma halhali zeytin salatası, sürk (çökelek) salatası, bal, turunç reçeli, kayısı ve ayva marmeladı ile domates ve salatalık vardı. Bir de bunların yanında sıcak olarak katıklı ekmek ile biberli ekmek.










Açıkçası kahvaltı çok zayıftı! İnsan güzel bir pazar brunch'ı beklerken bu kadar yetersiz bir menüyle karşılaşınca hayal kırıklığına uğrayabiliyor. Hem miktar olarak azdı hem de malzemeler kalitesizdi. Yukarıda gördüğünüz resimler kendi çektiğim resimler. Gördüğünüz gibi domates iki kişiye bir chery domates, salatalık da iki kesim! Peynirlerin hiç tadı tuzu yoktur desem yeridir. Bu kadar şeyin içinde tek iyi olan reçellerdi, hem tadı güzeldi, hem de miktarı yeterliydi. 3-4 adet salata görüyorsunuz resimlerde. Bunların da neredeyse birbirinden hiç farkı yoktu. Hepsinde bol bol domates ve çeşitli yeşillikler vardı. Tatları da hiç iyi değildi. Tuzlu yoğurt dedikleri ise tuzludan ziyade ekşiydi.

Nitekim size tavsiyem kahvaltı / brunch için Suadiye Reşat'ı tercih etmeyin! Özellikle caddede o kadar çok muadili ve daha iyi yerler varken, tercihinizi başka yerden yana kullanın derim.



14 Ocak 2012 Cumartesi

Deneysel bir Konser

Erkan Oğur ve Telvin Konseri

Ne zamandır İş Bankası Kültür Sanat veya Borusan Sanat'ın düzenlediği konserlerden birine gitmek istiyordum. Bunları neden mi kategorize edip diğerlerinden ayırdım? Çünkü iki sanat evi de farklı konserlere imza atıyorlar. Bu konuda gerçekten oldukça cesurlar. Yenilikleri denemeyi seviyorlar ve farklı kültürleri, farklı müzik türlerini bir araya getirmekten çekinmiyorlar. İşte bunun bir örneği de Erkan Oğur'un Telvin ile konseri. 



Erkan Oğur'u daha önce birkaç kez dinlemiştim ama onu tanıyanların tahmin edebileceği gibi partneri İsmail Hakkı Demircioğlu idi. ikisini birlikte her dinlediğimde birbirine bu kadar uyumlu başka müzisyenlerin olamayacağını düşünürüm. Bu sefer ise tarzı çok farklı iki müzik türünün birleşmesiyle ortaya ne çıkacağını herkes gibi ben de merakla bekliyordum. 












Erkan Oğur, İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu'nun 1995 yılında kurduğu Telvin, sanatçıların müzikle ilgili arayışlarının "renkler" anlamına gelen bu kelime üzerinden sürmesine vesile olmuş. Telvin'in tasavvufta halden hale geçmek ve karar haline doğru yürüyüş anlamına gelen karşılığı da topluluğun felsefesini tanımlıyor. Renklerin müzikteki karşılıkları üzerine süren bu müzikal yolculuk, sanatçıların yaklaşık on yıldır ulusal ve uluslararası festivallerde, çeşitli mekânlarda müziklerini yorumlamalarıyla sürüyor. Daha önce üç kişi olan grup günümüzde Erkan Oğur ile birlikte beş kişi. Turgut Alp Bekoğlu ilk dönemden beri davuldaki performansına devam ediyor. Piyanoda Genco Ari, saksafonda Engin Recepoğulları, Kontrbasta ise Ozan Musluoğlu var. 













Konser boyunca tüm salon sessizlikle bu farklı müziği dinledi. Erkan Oğur'un klasik parçalarını caz müzik formatında dinlemek ilk başta bana biraz tuhaf gelse de dinledikçe benimsedim ve iki saat nasıl geçti anlamadım. İki saat boyunca hiç ara vermemeleri dinleyicileri biraz zorladı bence ama yine de ayrılan pek olmadı ve herkes konserin sonuna kadar kaldı. Genelde Erkan Oğur parçalarıydı ancak bazen Erkan Oğur aradan çekildi ve herkesi caz müzikle başbaşa bıraktı. Tüm enstrümanları çalanlar çok başarılıydı. Her birinin daha önde olduğu bölümler oldu ve yeteneklerini fark etmiş olduk. Ama özellikle davuldaki Turgut Alp Bekoğlu için ayrı bir parantez açmak gerekir. O kadar başarılı ki bir ara davulu bırakıp duvarlar ve boruları çaldı! Yanlış okumadınız :) Her yerden güzel ses çıkarabilirim tadındaki bu kısım gerçekten şaşırtıcıydı. 



Konseri tavsiye ederim ancak çabuk sıkılan ve uzun süre oturmaya dayanamayan kişiler biraz daha düşünsün derim. Konser mekanı Borusan Müzik Evi idi, başka bir yazıda ayrıca yazmıştım ama buradan da tekrar belirtmeliyim ki salondaki sandalyeler hiç rahat değil ve bu da iki saat konser dinlemeyi gerçek anlamda zorlaştırıyor. Son sözüm Erkan Oğur'u daha önce benim gibi İsmail Hakkı Demircioğlu ile dinleyip gitmeyi düşünenlere; konseptin çok farklı olduğunu unutmayın ve o beklentiyle gitmeyin yoksa ciddi hayal kırıklığına uğrarsınız. Herkese iyi seyirler şimdiden ;)



10 Ocak 2012 Salı

Vizyondaki Türk Filmlerinden

Labirent

Labirent’te, istihbarat ve terör, doğu ile batı arasında geçiş yolu olarak kabul edilen bir ülkenin bakış açısından anlatılıyor. Gerek görsel dili ve dinamizmi, gerekse filmin fikrinin doğduğu coğrafya nedeniyle bugüne kadar bu türde yapılan filmlerden farklılık gösteren Labirent, sinemaseverlerin heyecanla izleyeceği bir Türk filmi olarak öne çıkıyor.



Tolga Örnek'in filmlerini oldum olası severim. Kendisini “Hititler” belgeselinden beri ilgiyle takip ediyorum. Hititler'in devamında, “Gelibolu”, “Devrim Arabaları” ve “Kaybedenler Kulübü” ile birbirinden başarılı projelere imza attı. 2011’de “Kaybedenler Kulübü” çok büyük ilgi görse de “Devrim Arabaları” benim favorim. Tolga Örnek, bu kez karşımıza aksiyon-gerilim türünde bir filmle çıkıyor. Oyuncu kadrosu ile bile merak uyandıran filmin baş rollerinde Timuçin Esen, Meltem Cumbul, Sarp Akkaya, Rıza Kocaoğlu, Altan Gördüm, Ozan Bilen, Umut Kurt ve Melike Güner var. 123 dakikalık yapım Aralık ayının sonlarında gösterime girip senenin iyi yerli film projeleri listesinde yer alıyor. 











Konusunu şöyle özetlemek mümkün: İstanbul’da 35’i yabancı 95 kişinin hayatını kaybettiği büyük bir patlaması yaşanır. Olay Türkiye dışında Londra ve Washington’da da büyük bir etki yaratır çünkü oralarda da saldırılar planlanmaktadır. Yeni bir terör örgütü bu saldırıyı üstlenerek, devamının geleceğini ima eder. Türk İstihbaratı, Labirent kod adlı bir operasyonla bu örgütü çökertmeye çalışır. Fikret (Timuçin Esen) ve Reyhan (Meltem Cumbul) da bu operasyonun baş isimleridir. Film bir yandan operasyonu anlatırken bir yandan da karakterlerin özel hayatını, insanların zaaflarını anlatması açısından da etkileyici.










Müzik, görsel efekt, ses teknolojisi, renklendirme, kamera açıları bir çok filme göre daha başarılı. Senaryo çok alışılmadık değil fakat güzel ele alınmış. Filmin müzikleri de bence isabetli seçilmiş. Akıllarda kalacak ve asla unutulmayacak bir öykü olmasa da izlenildiğinde keyifli vakit geçirtiyor, sıkmıyor. Bir süreliğine de olsa insanın üzerinde etki bırakıyor. Vizyondan kalkmadan izleyin derim ;) İyi seyirler herkese...



8 Ocak 2012 Pazar

Brunch Serisine Devam - 2

Hayal Kahvesi'nde Brunch

Grupanya'da Hayal Kahvesi Caddebostan'daki brunch kuponunu görünce hemen aldık. Geçen ay içinde, bir pazar sabahı kuponumuzu kullandık ve Hayal Kahvesi'nin kaliteli brunch'ını biz de denemiş olduk. Öncelikle mekandan biraz bahsedecek olursak; Eğlence hayatının önemli mekanlarından biri olan Hayal Kahvesi, 2010'da Beyoğlu, Çubuklu ve Eskişehir’den sonra yeni buluşma noktası olan Caddebostan Hayal Kahvesi’ni açtı. Caddebostan Hayal Kahvesi, Bistro tarzı tasarımıyla, Anadolu Yakası’nın en iyisi mekanlarından biri olmaya aday. İtalyan ve Ortadoğu yemekleri ve canlı müziğiyle, bu yeni Hayal Kahvesi’nde günün her saati farklı planlandı. Gündüz saatlerinde daha çok yeme-içme-sohbet-okuma alışkanlıklarına cevap veren mekan, gece, müziğin çeşitliliği ve ilginç içki mönüsü ile kulübe dönüşüyor. 









Kahvaltı herkese fiks menü şeklinde geliyor. Önce kahvaltıların vazgeçilmezi olan peynirlerimiz, zeytinlerimiz ve diğer soğuklar geldi. Öncelikle tüm malzemelerin gerçekten çok kaliteli olduğunu söylemek istiyorum. Sürekli kahvaltı için mekan deneyen bir insan olarak gelen yiyeceklerin evinize aldığınız gibi olduğunu söyleyebilirim. Gelen malzemeleri sayacak olursak; eski kaşar, taze kaşar, beyaz peynir, salatalık, domates, yeşil zeytin, siyah zeytin, çilek ve kayısı reçeli, petek bal, tereyağı, kuru kayısı, ekmek sepeti, salam, jambon, üzüm ve kuruyemiş olarak sıralayabiliriz. Bunlardan sonra bir de üzerine börek, omlet ve sucuk da gelince değmeyin keyfimize :) Sınırsız çay da bu meniye ve fiyata dahil. 















Hayal Kahvesi denince akla daha çok konser ve rock  gelir fakat Caddebostan Hayal Kahvesi'nde çalınan müzik genelde caz ağırlıklı.

Kahvaltının dışın da, et, balık, makarna , pizza çeşitlerine kadar uzanan geniş bir menü var. Menülerinde ayrıca çocuklar için de bir bölüm bulunuyor. Geniş bir şarap listesinin olması ve Küba kokteylleri de dikkati çeken noktalar. İçeceklerden bana ilginç gelenlerden Kızılderili çayı ve Zen çayı bal ile servis ediliyor :)  Yazın bahçeleri de açık. Caddebostan Hayal Kahvesi'ne 08:00-24:00 saatleri arasında gidebilirsiniz. 

Biz hem servis hızından, hem çalışanların kalitesinden hem de yemeklerden çok memnun kaldık. Fiyatlar da çok uçuk değil. Bağdat Caddesi yakınlarında pazar kahvaltısı için mekan arayanlara kesinlikle öneririm. Herkese afiyet olsun şimdiden :)


3 Ocak 2012 Salı

Nivea'nın 100. Yılı Kutlu Olsun

Mavi Kapaklı Bir Klasik: Nivea Krem


Mavi kapaklı, standart Nivea kremi olmayan var mı? Hiç sanmıyorum. Şu an kullanmıyor bile olsanız hayatınızın bir döneminde mutlaka kullanmışsınızdır. 1911’de sarı bir kutu ile ortaya çıkan Nivea, artık mavi renkte ve dünyanın en tanınmış kremlerinden biri. Mavi ince teneke kutusundan çıkan krem, bir asırdır dertlere deva oluyor. Nivea'nın bugünlere nasıl geldiğini merak edenler için 100 yıllık markanın tarihçesinden bahsedeceğim.





Latincede kar beyazı anlamına gelen Nivea’nın kuruluşu 1911 yılının kasım ayına dayanıyor. Alman eczacı Carl Beiersdorf 1882’de kurduğu ve soyadını verdiği şirketiyle çalışmalarını yürütürken; arkadaşları Dr. Oscar Troplowitz ve Prof. Paul Gerson Unna ile dönemin en büyük icadı olarak adlandırılan Eucerit maddesini buluyor. Koyun yününden elde edilen ve cildi yumuşatıp dış etkenlerden koruyan bu maddeden bir krem yapmaya karar verince de ortaya Nivea çıkıyor. 1930’lara gelindiğinde Nivea zincirine tıraş kremi, güneş yağı, şampuan, yüz temizleme sabunları ve çocuk bakım ürünleri gibi yeni 













Ancak basamakları hızla çıkan firma II. Dünya Savaşı ve sonrasında tam bir gerileme dönemi yaşıyor. 1945-1949 arasında başta Amerika, İngiltere ve Fransa olmak üzere birçok ülkede ürünleri yasaklanıyor. Savaş sırasında fabrikası da bombalanıp yıkılan firma her şeye yeniden başlamak zorunda kalıyor. Pes etmeyen ve el konulan ticaret haklarını geri almak için 1997 yılına kadar savaşan firmanın ürünleri şu an dünyanın 177 ülkesinde satılmakta. Markanın Türkiye’deki macerası ise 1960’lı yıllarda Eczacıbaşı firması tarafından pazara sokulmasıyla başladı. 1993 yılında iki şirket yarı yarıya ortak oldu ve Eczacıbaşı-Beiersdorf Kozmetik Ürünler Sanayi ve Ticaret A.Ş adını aldı.


 










Nivea 100. yılını Rihanna ile birlikte kutluyor. Genç şarkıcı Nivea için yıl boyunca birçok yerde konser verdi. Sadece bu da değil, Facebook'ta çeşitli kampanyalar yapıldı ve kazananlar 100. yıl kutlamaları çerçevesinde Almanya'ya götürüldü. 9-10 Mayıs 2011 tarihinde 900’ün üzerinde Nivea tüketicisi, gazeteciler ile birlikte Almanya'daydı. 48 ülkeden ve Antartika hariç her kıtadan katılan misafirlerle global bir kutlama yaşandı. Misafirlere, Rihanna konseriyle bir sürpriz yapıldı. Daha sonra güverteye çıkan konuklar, Nivea tarihi ve cilt bakımı bilimini hayata geçiren interaktif sergiler ve atölyelerle cilt bakımının 100 yıllık hikayesine doğru geziye çıktılar.


 












Kutlamada bir gala yemeğinin yanında, herkese ücretsiz Nivea paketleri verildi. Ayrıca, 100. yıl etkinlikleri çerçevesinde İstanbul'da gerçekleşen başka bir organizasyonda babalar gününde Caddebostan sahilinde yamaç paraşütü yapıldı. Tüm gün süren uçuşlarda üzerinde Nivea logosu bulunan yamaç paraşütü ile toplam 10 sorti paramotor uçuşu yapıldı. Havadan 1000 pro-paraşüt atıldı. Pro-paraşütlerin ucuna takılan broşür ve yönlendirmeler ile insanlar Nivea standına çekildi. 












1 Ocak 2012 Pazar

En Güzel Yeni Yıl Sabahı

Güne Viyana Filarmoni ile Başlamak

Bugün herkes gibi biz de geç uyandık, uzuuuun uzuuuuun kahvaltımızı yaptık. Televizyonu açsak mı açmasak mı diye düşünürken twitter'dan Trt Haber'de Viyana Filarmoni'nin canlı konseri olduğunu duyunca hemen açtık ve en güzel yeni yıl sabahlarından birine uyanmış olduk :) 

Viyana Filarmoni Orkestrası’nın geleneksel yeni yıl konserini bu yıl Letonyalı şef Mariss Jansons ikinci kez yönetecek. Talep fazlalığından dolayı her yılbaşı birkaç kez düzenlenmeye başlanan konserin bu yılki konukları arasında ünlü Viyana Çocuk Korosu da yer alıyor. 




Dünyanın birçok ülkesinde televizyon ve radyolardan canlı olarak yayınlanacak geleneksel yeni yıl konserinin programı her yıl olduğu gibi bu yıl da ağırlıklı olarak Strauss ailesinin yapıtlarından oluşuyor. Ek olarak Carl Michael Ziehrer, Joseph Hellmesberger, Hans Christian Lumbye ve Çaykovski’nin yapıtlarına da yer verilecek.

Müzik dünyasının önemli olaylarından biri kabul edilen Viyana yeni yıl konserleri her yıl en üst düzeydeki orkestra şeflerinin valslere yaklaşımlarını ortaya koymaları açısından ilgiyle izleniyor. Müzik eleştirmenleri bugüne değin gerçekleştirilmiş en muhteşem yeni yıl konserleri arasında Carlos Kleiber, Herbert von Karajan, Willi Boskovski ve Lorin Maazel’in yönettiği programları öne çıkarıyor. 

Hala geç değil siz de izleyin, kaçırmayın derim ;) Herkese mutlu yıllaaaaarrr :)