29 Eylül 2011 Perşembe

Hızlı ve Sağlıklı Beslenme

Hızlı Yemek Hazırlamanın Püf Noktaları


Özellikle çalışan kadınlar için bazen yemek hazırlamak eziyet gibi olabiliyor. Bütün günün yorgunluğu üzerine bir de yemek yapmanın yorgunluğu üzerine sinirler iyice gerilebiliyor :) Bugünkü yazımda sizlere hızlı yemek hazırlamanın püf noktalarını vereceğim;

Dondurulmuş yiyeceklerden etsiz yemeklere kadar birçok yemek seçeneği kısa süre içinde yemek hazırlığı yapmanıza yardımcı olur. Böylece hem zamandan kazanırsınız hem de kısa sürede hazırlanan kalorili yiyeceklerden uzak durmuş olursunuz.















1. Dondurulmuş gıdalar: 
Dondurulmuş sebzeler zaman kazanmak için en uygun besinlerdendir. Sağlıklı şekilde beslenmek istiyorsanız donmuş sebzelerin sossuz olanlarını seçmelisiniz. Bunun için dondurulmuş sebze alırken etiketlerini okumalısınız. Özellikle doymuş yağ oranı 4 gram’dan az olan ve 400-600 mg’den az sodyum içerenleri tercih etmelisiniz.

2. Porsiyonları önceden ayarlayın: Pişmemiş tavuk, balık ya da etlerinizi marketten geldikten sonra yiyebileceğiniz kadar paketleyip dondurucuya koyun.

3. Bir kere pişirin, iki kere yiyin: Yemek pişirdiğinizde biraz fazla miktarda hazırlamaya özen gösterin. Böylece fazla olan kısmı dondurucuya koyabilir ve bir dahaki sefere ısıtıp, yiyebilirsiniz.













4. Yumurtayı ana yemek yapın: Yumurta hazırlaması kolay ve hızlı bir besindir. Bu nedenle yumurtayı ana yemek olarak kullanabilirsiniz. Örneğin peynirli bir omlet yapabilirsiniz. Bir tam yumurta ve iki yumurta beyazını pişirebilirsiniz. İki yumurta beyazı bir yumurtanın kolesterolüne eşittir. 

5. Etsiz yemek hazırlayın: Akşam yemeğinde mutlaka et ya da et türü bir yemek yemek şart değil. Donmuş sebze, az yağlı peynir ile pişirilmiş fırında patates de iyi bir akşam yemeği olabilir. Patatesi mikrodalgada ya da fırında kolayca pişirebilirsiniz.

Benim gibi yemek yemeyi bir hayat biçimi olarak benimseyen insanlar için yemek yapmak da eğlencelidir aslında ama çalışan kadınlar olarak her zaman vaktimiz olmayabiliyor. Böyle zamanlar için yukarıdaki tüyoların sizin için yararlı olması dileğiyle ;) Hepinize afiyet olsun :)



27 Eylül 2011 Salı

Magic Life Marmaris

Suntopia Hotel & Thompson Couples Hotel & Imperial Resort


Bu yaz tatil için nereye gidelim diye düşünüp bütün Ege & Akdeniz sahilini tararken yine kendimizi her yılki gibi Marmaris'te otel ararken bulduk. Yemyeşil doğası ve tertemiz deniziyle Marmaris her zaman Türkiye'deki favori tatil bölgesi olmuştur bizim için. Daha önce gittiğimiz otelleri eleyince 5 yıldızlı otellerden geriye Suntopia kaldı, adını ilk defa duyuyorduk ama Jolly Tur'dan satın aldığımız için güvenilir olduğunu düşündük. Turu internetten satın aldık ancak bildiğiniz gibi internetten de satın alsanız turla ilgili bir voucher geliyor. İşte şaşkınlığımız o andan itibaren başladı! Bizim Suntopia diye aldığımız otel voucher'da Magic Life Marmaris yazıyordu. Biz bayağı şaşırdık, hatta yanlışlık olduğunu düşündük ve Jolly Tur'u aradık. Çağrı merkezinden yanlışlık olmadığını, iki otelin de aynı yer olduğunu söylediler. Magic Life otel zincirinin de kaliteli olduğunu düşünüp çok da önemsemedik ve gitmeye karar verdik.












Denize sıfır olan tesis Dalaman Havaalanı’na 100 km, Marmaris’e ise 10 km uzaklıkta bulunuyor. Havaalanından tesise taksiyle yaklaşık 1 saatte ulaşılabiliyor. Taksiyle çok maliyetli olur diyenler ise Havaş'ı kullanabilirler. Havaş her uçak için Marmaris'e giden ve tersi yönde yine Marmaris'ten Dalaman'a giden bir araç koymuş, ücreti ise taksiye göre çok ekonomik kişi başı 25 lira. Biz de Havaş'ı kullandık ve çok memnun kaldık. Özellikle iki kişi olanlara tavsiye edebilirim. Otel geniş bir alana kurulmuş, 80.000m2′lik alandaki tesiste, bir tepenin yamacında 76 bungalow, toplamda ise 281 oda yer alıyor. Odaları değerlendirecek olursak birçok beş yıldızlı otele göre eski olduğunu söylemek mümkün. 


 










Öncelikle otelin İngiliz tur şirketi Thompson tarafından alındığını söylemek gerekiyor. Otel tamamen İngilizler'e göre düzenlenmiş, animasyonlar ve yemekler bile onlara göre yapılıyor. Zaten Türk turist çok az vardı biz gittiğimizde de! Biz pek araştırma yapmadan gitmiştik ne de olsa Magic Life diye ama yorumlara bakarsanız 2010'daki yorumlar ne kadar iyiyse 2011'deki yorumlar da bir o kadar kötü. Çünkü otel 2010'da gerçek Magic Life'mış ama 2011'de yabancılara satılmış ve adı dahil herşey değişmiş. Otelin adı kimi yerde Suntopia yazıyor, kimi yerde Imperial, kimi yerde ise Thompson Couples. Her ülkeye satışta farklı bir isim ve konumlandırma yapmışlar, oysaki hepsi aynı yer. 













Otelle ilgili tek iyi şey doğası ve denizi geri kalanı kocaman bir fiyasko! Özellik akşam yemeklerinde beş yıldızlı olan bu otelde aç kaldık desem yalan söylemiş olmam! Benim için önemli olan deniz ve doğa diyorsanız tavsiye ediyorum ama her açıdan beş yıldızlı otelde olduğumu hissetmem lazım diyenlerdenseniz kesinlikle önermiyorum, verdiğiniz paraya değmiyor! Bu yıl deniz tatili mevsimi geçti ancak seneye, özellikle de erken rezervasyon döneminde bu yazıya denk gelirseniz kesinlikle dikkate alın ve Magic Life Marmaris'i tatil listenizden çıkarın derim. Bir de otelinizin ismini çok iyi araştırın ve sürprizlerle karşılaşmayın, benden söylemesi :) Bol eğlenceli bir yaz tatili diliyorum, bu yıl olmasa da artık gelecek yıla ;)







22 Eylül 2011 Perşembe

Çocuğunuz İnternetteyken Gözünüz Arkada Kalmasın!





Hızla dijitalleşen dünyaya çocuğunuzun da ayak uydurmasını ve bilinçli bir internet kullanıcısı olarak yetişmesini isterken, güvenlikli bir site bulamadığınız için gözünüz arkada mı kalıyor? O halde en kısa zamanda Tipeez.com’u keşfetmenizi öneriyoruz. Çünkü 1.000.000 çocuk her gün Tipeez’de buluşuyor!

Güvenlikli alt yapısı, çocuk ve gençlere yönelik birbirinden farklı ve eğlenceli faaliyetleri ile Tipeez.com, Türkiye’nin en çok tercih edilen çocuk ve gençlik portalı. 7-14 yaş arası çocuklar Tipeez.com’da güncel haberleri takip ediyor, birbirinden eğlenceli oyunlar oynuyor, hediyeli yarışmalara katılıyor, kendi makalelerini yazabiliyor, kişisel ajandalarını tutabiliyor.

Tipeez, güçlü güvenlik önlemleri, ebeveyne kontrol yetkisi sağlayan özel sistemi ve çocuklara kişisel bilgilerini açıklamadan veya kaba bir dil kullanmadan kendi yaş grubuyla konuşma özgürlüğü veren patentli programıyla, Türkiye’deki her iki çocuktan birinin ve ebeveynlerinin tek tercihi.

Sizleri de, Tipeez'i çocuklarınızla birlikte keşfetmeye ve sitenin size sunduğu imkanlardan yararlanmaya davet ediyoruz: www.tipeez.com


Bir bumads advertorial içeriğidir.

20 Eylül 2011 Salı

Savaştan Geriye Kalanlar

Bosna - Hersek


Balkan turumuzun üçüncü ülkesi savaşın izlerinin hemen hemen her binada hissedildiği Bosna-Hersek oldu. 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı eserleriyle donatılmış bu ülkedeki ilk durağımız, 16. yüzyıldaki dokusuyla günümüze kadar bozulmadan ulaşmış, küçük bir Osmanlı köyü olan Poçitel oldu. Poçitel, Mostar yolu üzerinde, tüm evlerin eski zamanlardan kalma taş yapılar olduğu ufacık bir köy. Osmanlılar tarafından 1444'te fethedilen Poçitel'in kelime anlamı "başlangıç"'tır. Türkler'in Bosna topraklarında kurduğu ilk köy olma özelliğine sahip olan Poçitel, Neretva Nehri'nin kenarında bulunan bir tepeye kurulmuş. Köyün eski taş yapıları, arnavut kaldırımlı sokakları, karşılıklı konumlanmış olan kaleleri, gözetleme kulesi, eski Türk Hamamı, Şişman İbrahim Paşa Camii ve kivi ağaçları görülmeye değer. Özellikle köy halkının küçük kese kağıtlarında sattığı kuru ve yaş meyveler çok iştah açıcı. Savaş öncesi yönetmenlerin ve ressamların gözde yerlerinden biri olan Poçitel, 2005 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi'ne alınmış.












Sokakta gezen küçük çocukların dahi Türkçe konuştuğu Poçitel'deki gezimizin ardından, 600 yıllık geçmişe sahip, Bosna-Hersek'i oluşturan iki parçadan biri olan Hersek'in en büyük şehri Mostar'a doğru yola çıktık. 1557'de Mimar Sinan'ın öğrencilerinden Mimar Hayreddin'in inşa ettiği, ancak 1992'de Hırvat topçu ateşiyle yıkılan, daha sonra 2004'te Türkiye'nin de büyük desteğiyle orijinal malzeme ve dönemin inşa teknolojisiyle yeniden yapılan, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Mostar Köprüsü, Kuyumcular Çarşısı, Koska Mehmed Paşa Camii, Eski Hamam ve dönemin tipik Osmanlı evini yansıtan Müslüm Bey Konağı şehrin en önemli tarihi ve turistik yerleri arasında. Mostar Köprüsü'nün girişinde şarapnel parçası saplanmış bir kayada "Don't Forget 93" yani 93 yılını unutma yazısını göreceksiniz. Bu da savaşın acı hatıralarını asla unutmamak gerektiğini her zaman size hissettiriyor. 













Mostar'dan Saraybosna'ya geçmeden önce, 15. yüzyılda bölgeye Osmanlı dervişlerinin ulaşmasıyla inşa edilen ilk yapı olan Blagaj Tekkesi'ni ziyaret etmek istedik ancak restorasyondaydı ve 2012'nin ortalarına kadar da restorasyonda olacakmış. Buna Nehri'nin kaynağındaki dev kayalık oluğa inşa edilmiş tekkenin civarındaki balık restoranlarında yemek yemek mümkün.













Bosna'daki son durağımız 1914'te Avusturya-Macaristan Veliahdı Arşidük Franz Ferdinand'ın Sırplar tarafından bu arada öldürülmesi üzerine Birinci Dünya Savaşı'nın çıktığı yer olan Saraybosna oldu. 1992 savaşında Sırp, Hırvat ve Boşnaklar'ın kendi aralarındaki yıkıcı savaşları sonucu büyük tahribata uğrayan, fakat güzelliğini halen büyük ölçüde koruyan Saraybosna'daki şehir turumuzda zamanımız kısıtlı olduğu için ana caddeden yürüyerek şehri dolaşmayı tercih ettik. Şehrin önemli tarihi ve turistik yerleri arasında meşhur Başçarşı, yakın tarihin en kanlı savaşlarından birinin cereyan ettiği Savaş Tüneli, tarihi Osmanlı hanı Morica Han, şehrin dinsel kozmopolitliğini yansıtan Katolik Katedrali, Sinagog, Hüsrev Bey ve Ferhadiye Camileri, 1914'te Franz Ferdinand suikastinin gerçekleştiği Latin Köprüsü, Eski Kütüphane'yi sayabiliriz. 
















Son olarak yemeklerden kısaca bahsetmek istiyorum. Meşhur boşnak böreğini ve kebapçeyi biz Mostar'da yemeyi tercih ettik. Böreğin her türlüsü var ve adı da aynı :) Yalnız bir çok yerde öğleden sonra bulmak zorlaşıyor maalesef. Kebap yemek isteyenlere önerim iki kişi 1 porsiyon söyleyebilir çünkü porsiyonlar çok büyük. Fiyatlar inanılmaz ucuz ve yemeklerin tadı muhteşem :) Herkese iyi tatiller ve afiyet olsun şimdiden :)



















11 Eylül 2011 Pazar

Avrupa'nın En Yeni Ülkelerinden Biri

Karadağ


Hırvatistan gezimizin iki gününde araba kiralayarak yakın ülkeleri de gezmek istedik. Cilipi havaalanından arabayı kiraladıktan sonra ilk gün rotamızı Karadağ'a çevirdik. Hırvatistan sınırına en yakın Karadağ kenti Herzeg Novi olduğu için gezimize oradan başladık. Herzeg Novi için 20bin nüfuslu ufak ve şirin bir kent. Burada görebileceğiniz önemli tarihi eserler arasında şehrin simgesi haline gelen ve 1667 yılında Sultan Mahmut'un emri ile yaptırılan Saat Kulesini, en büyük kilisesi olan ve ana meydanda bulunan St. Archangel Mihailo kilisesi ve 14-17. yy'lar arasında yapılan Forte Mare dedikleri şehrin kalesini sayabiliriz. St. Archangel kilisesi 3 farklı dizaynla yapılan çok değişik bir yapı. Bizans döneminde yapıldığı için dönemin izlerini hala az da olsa taşıyor. Kilise 19. yy'da yıkılıyor ve bu kez yenisi barok ve gotik stil birleştirilerek yeniden inşa ediliyor. Forte Mare kalesi, günümüzde açık hava tiyatrosu ve konser alanı olarak kullanılıyor.












Karadağ'daki ikinci durağımız Kotor ve Kotor yolu üzerindeki Perast oldu. 15.yy ile 18. yy arasında Venediklilere ait olan Perast, tam bir ortaçağ kasabası. Yeni yapı yok denecek kadar az. Kasabanın girişinde arabanızı bırakıp, araç girişinin yasak olduğu sahil boyunca yürüyüş yapabilirsiniz. Perast'ın açıklarında 2 adet adacık var. Birisi St.George adası, doğal bir ada, üzerinde bir manastır var. Diğeri ise yapay bir ada olan Lady of Rock. Adanın adını duyunca bana direk Kız Kulesi'nden "alıntı" gibi geldi ama tesadüf de olabilir tabi :) Kotor'a feribotla da gidiliyor ama biz çevreyi görebilmek için dolaşarak gitmek istedik.
















Perast'ta yaptığımız kısa geziden sonra arabayla Kotor'a doğru devam ettik. Kotor'da ilk dikkati çeken şehrin girişinde karşınıza çıkan kapı olacak. Venedikliler tarafından inşa edilmiş surlarla sarılı şehre girmeye olanak veren kapıda “Başkalarına ait olanı istemeyiz ama bizim olanı da teslim etmeyiz” anlamına gelen sözü yazıyor. Kapıdan girdiğinizde sizi adı silahlar meydanı olan küçük bir meydan karşılıyor. Burada, Avrupada'ki  her şehirde simge şeklinde bulunan saat kulelerinin minyatür bir örneği olan saat kulesi ve önünde de suçluların cezalandırıldığı piramidimsi bir kaide bulunuyor. Eski zamanlarda, şehrin ana caddesinde ve özellikle bu meydanın çevresinde Kotor'un önde gelen ailelerine ait saraylar bulunuyormuş. Günümüzde kalıntıları olan bu saraylar, hem ufak olduğundan hem de yanlarına yeni binalar yapıldığından pek fark edilmiyor. 

























Karadağ'daki son durağımız Avrupa sosyetesinin son gözdesi Budva oldu. Ülkenin en turistik bölgesi olan Budva'da Karadağ'ın en güzel plajları bulunuyor. Plajlar, Adriyatik Denizi kıyısındaki diğer yerler gibi taşlık da değil, çok güzel bir kumsala sahip. Kotor gibi Budva'nın da surlarla çevrili eski şehri bulunuyor. Kotor kadar büyük olmasa da dar sokakları ve ardındaki deniz manzarası oldukça etkileyici. Yine bir kaç küçük kapıdan giriş - çıkış yapabilirsiniz. Kotor'da olduğu gibi burada da İtalyan etkisi çok net görünüyor. Sveti Jovan kilisesi, Kutsal Üçleme Kilisesi, Aziz Sava Kilisesi, Şehrin kalesi, Roma döneminden kalma hamam kalıntıları görülebilir yerlerdendir. James Bond filmlerinden "Casino Royale" filminin Budva'da Hotel Splendid'de çekildiğini biliyor muydunuz? :) Duyunca ben de çok şaşırdım açıkçası. Budva'dan Podgorica'ya giderken St. Stefan adasını da görebilirsiniz. Ada kayaların üzerine kurulmuş ve dar bir yolla anakaraya bağlanmış. Ünlülerin gözde tatil mekanı olduğu için ünlenen St. Stefan'a kocaman bir tatil köyü inşa edilmiş. Bu tatil köyünde konaklamanın bedelinin 2000 eurodan başladığı söyleniyor.

















Şunu söyleyebilirim ki biz Karadağ'ı çok sevdik. Küçük bir ülke ama hem deniz turizmi açısından güzel sahiller var hem de kültür turizmi beklentilerini karşılayabilecek bir ülke. Para birimi olarak euronun kullanılması da başka bir avantaj tabii. Balkanlarda herhangi bir yere gidiyorsanız araba kiralayın ve birbirine çok yakın olan bu ülkeleri gezin derim. Hepinize iyi gezmeler :)




10 Eylül 2011 Cumartesi

Adriyatik'in İncisi

Dubrovnik

Türkiye'ye yerleşme sürecinden dolayı yazılarıma bir süreliğine ara vermek zorunda kalmıştım. Paylaşacak o kadar çok şey birikti ki uzun uzun yazılar yolda diyebilirim :) Bugünkü yazımda sizlere bayram tatilinde yaptığımız gezimizden bahsedeceğim. Turla yurt dışına çıkmayı pek sevmem aslında, genelde kendimiz ayarlarız otelimizi ve uçağımızı ama bu turun içeriği hep "serbest zaman" olduğu için bu sefer kolaya kaçıp turla gitmeyi tercih ettik. 5 günlük turumuzu çok iyi değerlendirmek istediğimiz için araba kiralayıp yakın ülkeleri de gezdik ve ortaya ufak çapta bir balkan turu çıktı :) Bu yazıda gezimizin asıl merkezi olan Hırvatistan'ın Dubrovnik şehrini anlatacağım, diğer yazılarda ise gezinin geri kalanı Bosna-Hersek ve Karadağ'ı anlatacağım.












Sabah 05:00 uçağı ile Sabiha Gökçen'den uçağa binme anımız ile birlikte turumuz da başlamış oldu. Erken saatte gitmek, o günün de bize kalmasını sağladı. Dubrovnik'in tek havaalanı olan Cilipi havaalanına indikten sonraki ilk durağımız Dubrovnik'e 20 km uzaklıkta olan, Hırvatistan'ın küçük kasabası Cavtat oldu. Cavtat'ta imkanınız olursa denize girmenizi öneririm. Benim şu ana kadar gördüğüm en durgun deniz diyebilirim. Limanda demirleyen lüks yatların da bu nedenle orada olduğunu düşünüyoruz :) Dubrovnik'ten gitmeyi düşünenler 10 numaralı otobüsle 20-25 dk'da Cavtat'a varabilir. Cavtat'ta 1 saat gezdikten ve paramızı bozdurduktan sonra otobüsle Dubrovnik'e doğru yola çıktık. Hırvatistan'da euro geçmiyor, kuna kullanıyorlar. 1 euro, aşağı yukarı 7 kuna'ya denk geliyor. Posta ofislerinden veya merkezlerdeki döviz bürolarından para bozdurabilirsiniz. 












Dubrovnik'teki ilk durağımız Steri Grad (Old City) dedikleri şehir merkezi oldu (ilk fotoğrafta görebilirsiniz). Steri Grad dedikleri şehrin kalesi ve içerinin yapılanması. Burada ilk göze çarpan yapılar; Kalenin surları, Stradun denilen ana cadde, Rektör'ün Sarayı, Onofrio'nun Çeşmesi, St. Blaise kilisesi ve saat kulesi. yaklaşık 4 euro vererek kale surlarını dolaşabiliyorsunuz. Surların içinde ufak bir denizcilik müzesi ve akvaryum da bulunuyor. Kalenin kapısından ilk girişinizde sağ tarafta gördüğünüz çeşme 15. yy'da yapılmış olan Onofrio'nun Çeşmesi. Çeşme, günümüzde de aktif ve sıcak havalarda özellikle turistler tarafından serinlemek amaçlı kullanılıyor. Çeşmenin yanından geçerek düz devam ettiğiniz cadde Stradun caddesi. Caddenin sonuna doğru birçok kafe görebilirsiniz. Stradun'un sonunda karşınıza Orlando sütunu ve saat kulesi çıkacak. Bir efsaneye göre Orlando'nun 8. yy'da şehri korsanlardan korumuş ve bu yüzden hırvatlar için önemli bir yeri varmış. 15. yy'da inşa edilen saat kulesinde dikkatimizi çeken kurşundan yapılan ve ayın hareketine göre şekil değiştirip ayın evrelerini belirten küçük top oldu. 





















Surların içinde bol bol hediyelik eşya bakabilir, yemek yiyebilir veya adalara gitmek isterseniz tekne turu yapabilirsiniz. Dondurmalarının çok güzel olduğunu ayrıca belirtmek istiyorum, biz bol bol yedik, size de tavsiye ederim :) Müzelerden, Rektör'ün Sarayı'nı gezdik. 1435 yılında yapılan Rektör'ün Sarayı'nda 1463'te bir patlama olmuş ve bina yıkılmış. Restore edilip tekrar açılsa da 1667'deki büyük depremde şehirde yıkılan birçok şey gibi bu binada yıkılmış. Günümüzdeki bina depremden sonra tekrar yapılan yeni bina. Binanın içinde Rektör'ün çalışma odasını, 15. yy'dan kalma bazı heykelleri, ahşaptan yapılan özel sandalyeyi ve mahkumlar için yapılan hapishaneyi görebilirsiniz. 












Ufak bir şehir merkezi olduğu için kültür gezinizi tamamlamak için 1 gün yeterli olacaktır. Biz tarihi bölgeyi gezdikten sonra 1 günü de deniz kum güneş tatili olarak planladık ve otelimizin hemen yanında olan copacabana beach'e gittik. 4 yıldızlı olan otelimizin adı Valamar Club & Resort idi ve oda kahvaltı hizmet sunuyordu. Aslında herşey dahil konsepti de varmış ama bizim tur oda kahvaltıyı kapsıyordu. Otelin kahvaltısı çok güzeldi ancak odaları ufaktı ve pek temiz değildi. Babin Kuk bölgesinde yer alan otelimizden 6 numaralı otobüslerle Dubrovnik merkezine 10dk'da ulaşılabiliyordu. 
















Kültür turu ve müze gezmeyi sevenler için Dubrovnik sıkıcı bir yer olabilir ama şehri gezmeyi, yeme-içmeyi sevenlerin beklentilerinin tam olarak karşılandığı bir tatil olacaktır. Denizi çok temiz ve sakin, deniz kum güneş tatili sevenlere  kesinlikle öneriyorum. Herkese iyi tatiller şimdiden :)