18 Mayıs 2011 Çarşamba

Paellanın Anavatanı

Valencia

Oldukça eski bir şehir olan Valencia, İspanya'daki Eski Valencia Krallığı'nın başkentidir. İspanya'nın üçüncü büyük kenti olan Valencia, Costa del Azahar'da bir endüstri merkezidir. Akdeniz kıyısında, Ibiza adasının tam karşısında bulunan Valencia, Barcelona'ya yaklaşık 4 saat, Madrid'e ise 3 saat mesafededir. Valencia tüm yıl boyunca ılıman bir iklime sahiptir, sayısız bahçe ve plajlarla huzurlu ve sakin bir ortama sahiptir. Valencia Romalılar tarafından bulunmuş ve birçok farklı kültüre ev sahipliği yapmıştır. Bölgeye Romalılar, Vizigotlar, Morslar ve Aragonlar göç ederek şehri ekonomik ve kültürel olarak zenginleştirmişlerdir. Pek çok festivalin düzenlendiği çok kültürlü bir şehir olan Valencia özellikle mart ayındaki Fallas Festivali ile ünlüdür. Valencia, sebzeli İspanyol pilavı "paella"nın da ilk kez yapıldığı yerdir.













Valencia’ya tarihi açıdan baktığımızda zengin bir şehirle karşılaşıyoruz: müzeler, sanat galerileri, tarihi binalar...Roma Forumu kalıntılarının keşfedildiği Plaza de la Virgen’den yürüyüşümüze başladığımızda geçmiş zamanları yaşıyor gibi oluyoruz. La Virgen de los Desamparados Bazilikası, Palau de la Generalitat, Lonja de la Seda (İpek Loncası 1996 yılından beri Unesco Dünya Mirası listesinde yer almaktadır), etkileyici Belediye Binası Ayuntamiento, demir, cam ve seramik karolarla süslü ana pazar alanı Mercato Central ve Valencia Katedrali.













Plaza de la Reina (Kraliçe Meydanı) 'da bulunan Valencia Katedrali 1262-1462 yılları arasında inşa edilmiş. Binanın yapımı çok uzun sürdüğü için üç kapısı da farklı dönemlere ait. Biri Gotik, diğeri Romanesk, üçüncüsü ise Barok mimari ürünü. Katedralin içinde Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki son yemeğinde kullanıldığı söylenen kutsal kaseyi görebilirsiniz. Valencia Katedralinin 50.85 metre yüksekliğindeki Gotik tarzda yapılmış çan kulesi El Miguelete 1420 yılında tamamlanmış. Buradan şehrin panoramik manzarasını izleyebilirsiniz.
















Valencia'nın en önemli tarihi binalarından biri olan La Lonja, 1482 ve 1498 yılları arasında şehre kazandırılan geç Gotik dönemin görkemli eserlerinden biri. Pere Compte tarafından yapılan bina sarmal kolonlarıyla ünlüdür. Geçmişte tüccarların mekanı olan yapı günümüzde sergiler için kullanılıyor. İşlev olarak bizdeki loncaya benzeyen bu yapı UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunuyor.
















Gezimizin bir diğer durağı olan Museo de Bellas Artes San Pio V (Güzel Sanatlar Müzesi) ülkenin en önemli müzelerinden biri ve eski çağlardan 19. yüzyıla kadar geniş bir yelpazede, 2 bin civarında heykel ve tabloyu bünyesinde barındırıyor. Burada, Juan de Juanes, Ribera, Sorolla, Pinazo gibi Valencia okulundan ünlü ressamlar ve Van Dyck, Murillo, Velazquez, El Greco, Goya gibi diğer önemli ressamların eserlerini görebilirsiniz. Güzel bir kafesi olan bu müzenin yanında çok bakımlı olan Jardines del Real (Kraliyet Bahçeleri) bulunuyor. Diğer yanda IVAM (Valencia Modern Sanat Enstitüsü) modern sanat meraklılarının ilgisini çekebilecek bir yer. 20 yüzyılın şaheserlerine göz atmak istiyorsanız nehrin karşı yakasındaki IVAM'a bir uğrayın derim. Burası, Museo Domingo Fletcher ise Taş Devri’ne ait sıra dışı çizimleri görebileceğiniz bir müze.













Şehrin tarihi merkezinde dolaşarak, sokaklarda birbirinden ilginç yapıları keşfetmek burada yapılması gereken belki de en önemli şey. İlk katı çok gösterişli bir şekilde dekore edilen Manises Meydanı'ndaki Palau de la Generalitat, 1482-1579 yılları arasında Gotik stilde yapılmıştır fakat binaya 17. ve 20. yy'da birtakım eklemeler olmuş. Günümüzde bölgesel Valencia hükümeti tarafından kullanılıyor. 17. yy'dan kalma bir kilise olan Basilica de la Virgen de los Desamparados (Terkedilenlerin Meryemi) ise şehirde keşfedilmesi gereken diğer eserlerden. İspanya'nın en önemli seramik müzesi olarak 18. yy'da inşa edilen Museo Nacional de Ceramica içerisinde Yunan, Roma seramikleri ile Picasso tarafından yapılan çeşitli seramik objeler de olmak üzere 5000 eser bulunduruyor.













Son olarak İspanya'da, hatta Akdeniz bölgesindeki birçok Avrupa ülkesinde çok meşhur olan Mercado (kapalı alandaki pazar) lara değinmek istiyorum. İspanya, İtalya ve Portekiz'de hemen hemen her şehirde bulunan bu pazarlar belirli saatlerde açık oluyor ve halkın büyük çoğunluğu buralardan alışveriş yapmayı alışkanlık edinmiş durumda. Valencia'nın en büyük mercadosu, Art Nouveau akımından esinlenerek yapılan Mercado Central. Demir, cam ve kiremitten yapılan devasa bina 1928'de yapıldı ve günümüzde Avrupa'nın en büyük pazarlarından biridir.













Şehrin bir diğer ucu olan Ciudad de las Artes y las Ciencias (Bilim ve Sanat Bölgesi) tarihi kısımdan çok farklı bir noktadır. Fütüristik bir mimari ile inşa edilen bu kompleks dört ana bölümden oluşuyor: İnsan gözü formundaki nefes kesici binanın içinde dev ekranda üç audio-visuel prezantasyon izleyebileceğiniz L’Hemisferic; tiyatro, dans ve opera izlenebilen Palacio de las Artes Reina Sofia; "dokunmak yasak değil" prensibiyle olusturulmuş yepyeni konsept bilim ve teknoloji müzesi Museo de la Ciencias Principe Felipe ve 500 farklı cinsten 45,000 adet deniz ve okyanus canlısını barındıran, 42 milyon litre sudan oluşan 9 farklı tematik tank içeren Oceanografico. Avrupa’nin en geniş kültürel eğitim merkezi kabul edilen bu "şehir" den mimari anlamda etkilenmemek mümkün değil. Tümünü gezebilmek için en az bir tam gün ayırmanız gerekir













Valencia'dan bahsetmişken İspanyolların en ünlü festivallerinden biri olan "Las Fallas" festivalini de unutmamak gerekir. 18.yüzyılın ortalarında marangozların azizi José anısına yapılmaya başlayan bu şenlik için İspanyollar uzun bir süre hazırlık yaparlar. Festival, her yıl mart ayında büyük bir renk, ses ve eğlence içinde kutlanır, yerli ve yabancı turistlerin katılımı ile eğlence doruğa ulaşır. Belli bir tema çerçevesinde lokal ve ulusal olay/kişilere karşı ironik/satirik eleştiri içeren 20 metreye kadar ulaşan tahta heykeller süslenerek şehrin sokaklarında dolaştırılır. Kadınlar geleneksel kostümlerle gün boyu dans eder, yenir içilir, konserler dinlenir, geceleri havai fişek gösterileri göğü aydınlatır. Şehirde beş gün boyunca tam bir fiesta havası eser ve 19 Mart geceyarısı bütün heykeller büyük ateşlerde yakılır. 













İspanya'nın en büyük dört şehrini de gezmiş biri olarak kendimi en rahat ve huzurlu Valencia'da hissettiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Çok kalabalık olmaması rahat rahat gezmek için kesinlikle bir avantaj. Öğrenci kenti olması dolayısıyla da İspanyollarla çok rahat iletişim kurabileceğiniz ve kültürlerini gözlemleyebileceğiniz bir şehir. Paella'nın en iyisini burada yiyebileceğinizi unutmayın ;) Bu yazımda paella'ya çok değinmememin nedeni daha önce başka bir yazımda uzunca anlatmış olmamdır, okumayıp da merak edenler yukarıdaki arama linkinden bulabilirler :) Herkese iyi gezmeler ve gidenlere bol paellalı günler diliyorum ;)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme