12 Kasım 2010 Cuma

Gayda Sesinin Sardığı Şehir

İskoçya'nın Başkenti Edinburgh


Geçen haftasonu uzun zamandır yapmayı planladığımız İskoçya gezimizi - doğumgünümü de bahane ederek - yapmaya karar verdik. İlk durağımız Glasgow oldu, onu ayrıca başka bir yazıda anlatacağım. Bugünkü yazım ise Edinburgh üzerine olacak. Daha önce 2003'te de gittiğim ancak zamanım olmadığından çok fazla gezemediğim şehir o zaman bana çok küçük görünmüştü. Ancak bu sefer elimde DK Eyewitness seyahat kitabının olmasının da avantajıyla ne kadar çok gezilecek yeri olduğunu gördük.


 










Gezimize Prenses Bahçelerinden başlamaya karar verdik çünkü hem arabayı park edeceğimiz bir yer bulduk hem de Royal Mile yoluna çıkılması en kolay yerlerden biriydi. Edinburgh kalesinin hemen altında olan bu bahçeyi sağdaki fotoğrafta görebilirsiniz. Tam da sonbaharın şu günlerinde rengarenk bir doğa ve huzurlu bir park bizi bekliyordu. Sıkışık zamanınızdan ötürü biz pek tadını çıkaramasakta gidecek olanlara mutlaka tavsiye ediyorum. Parkın içinden ana cadde olan Princess Street'e doğru yürüdük. Scott Monument'ın kapanış saatine çok az bir vakit kaldığı için önce onu gezmek istedik. 287 basamaklı Scott Monument'ın her katından çok güzel şehir manzaralarını keşfedebilirsiniz ama merdivenler çok dar ve dik tansiyonu olanlar kesinlikle çıkmasın derim. Müzenin girişi pazar günü 3.30a'kadar, diğer günler ise kış sezonunda 5'e, yaz sezonunda akşam 6'ya kadar ve giriş ücreti 3 pound.












 



Scott Monument'tan çıktıktan sonra, yine diğer müzeler kapanmadan onlara yetişmeye çalıştık. Öncelikle National Gallery of Scotland'ı, daha sonra da Royal Scottish Academy'yi gezdik. Pazar günü olduğundan, Royal Scottish Academy'nin bir kısmı açık olması gerekmesine rağmen kapalıydı, çok küçük bir kısmını gezebildik. National Gallery of Scotland ise tümüyle açıktı. İçinde bulunan eserlerin niteliği nedeniyle gezilmesi gereken bir müze olarak görüyorum. Her ne kadar İskoç ressamların eserleri ağırlıkta olsa da Canova, Titian, El Greco, Bellini, Rembrandt, Van Dyck vb birçok ünlü ressamın tablolarını da görebilirsiniz. Bu iki müzeye de giriş ücretsiz ve malesef fotoğraf çekmek yasak.













Müzeleri gezdikten sonra şehir merkezinde yürüyüş yapıp şehrin dokusunu yaşayıp görmeye çalıştık. İskoç kültürünü tanıtan bir dükkandan kar küresi koleksiyonumuza yeni birini daha ekleyip yolumuza devam edecektik ki buraya kadar gelmişken İskoçların meşhur kurabiyelerinden ve fudge dedikleri viskili tatlıdan almadan dönmek olmaz dedik:) Elimizdekilerle Edinburgh Kalesine doğru yürüdük ve son durağımız kale oldu. Kaleye girdiğimizde saat 15:30'du, 17:00'de kapandığını düşünürsek bayağı az zamanımız kalmıştı. Şans eseri son rehberli tura denk geldik ve İskoç bir rehber eşliğinde kaleyi gezdik. İskoçların ingilizcesinin ne kadar farklı olduğunu bir kere daha görmüş olduk rehberle gezerken:) Kalenin tarihçesinden, top atışlarının ne zaman yapıldığına kadar bize birçok şey anlattı. İskoçyada ülkenin onuru sayılan kral - kraliçe tacı ve asası burada saklanıyor. Değer açısından Topkapı Sarayı'ndakilerin yanında çok sönük kalsa da günümüzde bile geleneksel olarak taç değişimlerinde kullanılar birşey olduğu için manevi değeri çok yüksek ve askerlerle korunuyor.

 
Edinburgh Castle












Yukarıda sağdaki resimde görülen bina Kraliçe Mary'nin, James VI'yı doğurduğu saraydır. Az önce bahsettiğim taç ve asa da burada korunuyor. Edinburgh Kalesi 1500'lü yıllarda yıkılmış ancak daha sonra restore edilmiş. O günlerden bu zamana tek korunan bina St. Margaret Chapel. Bu kalenin bazı bölümleri günümüzde hala ordu tarafından kullanılmaktadır ve ziyaretçi girişleri yasaktır. Kalenin içerisinde ayrıca İskoç Savaş Müzesi bulunuyor. Burada savaş döneminde kullanılarn çeşitli silahlar, askeri üniformalar, savaş döneminde halkı kotive etmek için kullanılan broşürler ve yine o dönemde yapılan resimler bulunuyor.



 










İskoçya'ya kadar gelmişken İskoç Viski Deneyimini (Scottish Whisky Experience) de yaşayın derim. Bizim zamanımız olmadığı için malesef deneyemedik ancak İskoç viskisi almadan da dönmedik tabiki;)

İskoçya'yı gezmenizi kesinlikle tavsiye ediyorum ancak mevsimini iyi seçin! İngiltere'den çok daha soğuk ve yağmurlu olduğunu belirtmek istiyorum öncelikle. Ayrıca Edinburgh'a iki gün, Glasgow'a iki gün, Aberdeen'e ve Inverness'a toplamda 2-3 gün ayırabilirseniz çok daha güzel ve tam bir gezi olur.  

2 yorum:

  1. Bilgicim, yazıların için çok teşekkür ediyorum! Gerçekten Edinburgh görülmesi ve ziyaret edilmesi gereken bir şehirmiş! Artık orada nereye gidebileceğimizi ve neleri görebileceğimizi sayende öğrendik! Yeni gezi yazılarını bekliyoruz!

    YanıtlayınSil
  2. teşekkür ederim malikacım:) yenileri de gelecek en kısa sürede işallah:)

    YanıtlayınSil